Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Vahyin Gölgesinde

Boşluğa düşme
“Hiçbir şeyi Ona ortak koşmadan Allah'a yönelen/Hanif kimseler olun. Bilin ki Allah'a şirk/ ortak koşan kimse sanki gökten (boşluğa) düşmüş de kuşlar onu kapıp didik didik parçalamış yahut rüzgâr onu uzak ve ıssız bir uçuruma savurup attığı şeye benzer.” ...

حُنَفَاء لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ وَمَن يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاء فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ 

“Hiçbir şeyi Ona ortak koşmadan Allah'a yönelen/Hanif kimseler olun. Bilin ki Allah'a şirk/ ortak koşan kimse sanki gökten (boşluğa) düşmüş de kuşlar onu kapıp didik didik parçalamış yahut rüzgâr onu uzak ve ıssız bir uçuruma savurup attığı şeye benzer.[i]

 

Bu ayet, Hanif yapısını bozup şirke düşen kimselerin, nasıl bir boşluğa düştüğünü ve parçalanmış yapısıyla dengesizleştiğini ve değersizleştiğini, içindeki bu boşluğu doldurmak için sefahate düştüğünü ve kendine fazla önem vererek başkalarını itibarsızlaştırmaya gittiğini çok çarpıcı bir temsille/metaforla bize anlatıyor.

Bu son derece önemli ve kapsamlı bu ayetin manaca çok yönlerinden bir kaçı üzerinde duracağız.

Birincisi: “İnsan, seyyiatıyla Allah′a zarar vermiş olmuyor. Ancak nefsine zarar eder. Meselâ, hariçte, vâkide ve hakikatte Allah′ın şeriki yoktur ki, onun hizbine girmekle Cenâb-ı Hakk’ın mülküne ve âsârına müdahale edebilsin. Ancak, şeriki zihninde düşünür, boş kafasında yerleştirir. Çünkü hariçte şerikin yeri yoktur. O halde o kafasız, kendi eliyle kendi evini yıkıyor.”[ii] Çünkü şirk ve dalâletin, fısk ve sefâhetin yolu, insanı nihâyet derecede sukut (düşürür) ettirir.[iii]

İkincisi: Kendi nefsini ‘ilah’ edinen kimse, itibarlı ve değerli insanları yüksekten düşürüp kurda kuşa yem edip uzlet köşesinde yalnızlığa terk etmekle, şirke girer.

Genelde enaniyetli gururlu ve kibirli insanlar, kendilerini herkesten üstün, değerli ve itibarlı görürler. Kendilerini dev aynasında görürler. Her şeyi kendilerinin en iyi bildiğini, başkası ya bilmiyor, ya aldanmıştır, ya aldatılmıştır ya da gaflet ve ihanet içinde olduğunu düşünürler. Ve birilerinin kendisinden daha iyi olmasına tahammül etmezler. Çünkü saygı gören, sevilen ve başarılı birini kendine tehdit olarak görür. Onu dışlamak ve yalnızlık çukuruna atıp itibarsızlaştırmak için kendince argümanlar geliştirir.

Kendine engel gördüğü kimseyi, insafsız genellemelerle aşağılayarak, küçümseyerek, eleştirerek, yalnızlaştırarak itibarsızlaştırmaya çalışır. Bununla, kendinin üstün bir yetenek sahibi, akıllı ve çok yüksek bir şahsiyete sahip olduğu mesajını vermek ister. Ve buradan nemalanarak kendine itibar devşirir.

Sığarı nefs tekebbürün menbaı olduğu[iv] için bu kibrinden dolayı sınır tanımayarak itidalden uzaklaşarak ve çeşitli ayak oyunlarına başvurarak her türlü saldırı ile yırtıcı kuşlara parçalatıp değerli insanları itibarsızlaştırıp ücra bir köşeye atarlar. Allah’ın verdiği ihsana nankörlük edip vasfettiği şeyi olduğu gibi tavsif etmeyip mübalağa ve mucazefe ile hayali, hakikate karıştırarak haddini aşarak kudrete iftirada bulunarak toplumun düzenini ve yapısını bozarlar.Bunu yaparak kendilerinin büyüyeceğini sanarak savrulurlar ve kendi saygınlığını da kaybederler.

İnsanları hor görüp itibarsızlaştırmanın temelinde, o kişiye karşı beslediği haset ve gurur illeti var. “Evet, gurur ile insan maddî manevî kemalât ve mehâsinden mahrum kalır, insan eğer gurur saikasıyla başkasının kemalâtına tenezzül etmeyip kendi kemalâtını kâfi ve yüksek görürse, o nâkıs bir insandır.”[v]

Hâlbuki mülkün sahibi olan Allah, malı, mülkü, saltanatı dilediğine verir. Dilediğini yüceltip aziz eder dilediğini alçaltıp zelil eder. Ve her türlü hayır onun elindedir. Ve her şeye gücü yeter bir kudret sahibidir.[vi]

Ve  “Üstünlük ve şeref tümüyle Allah’ındır.”[vii] فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا  

 

مَن كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُوْلَئِكَ هُوَ يَبُورُ

Evet, “Kim izzet/şeref/onur/itibar istiyorsa bilsin ki izzet/itibar tamamıyla Allah’a aittir. Güzel ve temiz sözler O’na yükselir.  Onu da Amel-i salih, güzel işler yükseltir. Kötü işleri gizlice tasarlayıp kuranlara şiddetli azap vardır. Onların kurdukları bütün tuzaklar mahvolur/bozulur/boşa çıkar.”[viii]

Öyleyse, “Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme, yeryüzünde kasılarak böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kendini beğenip övünen kimseyi asla sevmez.[ix]

Üçüncüsü: Allah’a yönelmeyen kimselerin şirke girerek boşluğa düşmesine işaret eder.

İnsanoğlu, kendisine düşen vazifeyi tam ve istikametli yaptıktan sonra sonuçları Allah’tan beklemesi Kudretine ve rahmetine itimat etmesi gerekirken, hayatın bütün ağır tekâlifini ve sorunlarını omuzuna alıp kendi iradesiyle çözmeğe ve bütün bu yükleri kaldırmaya çalışır. Başaramayınca da stres ve sıkıntıdan dolayı bir boşluğa düşer.

"Sıkıntı sefahetin muallimidir. Yeis dalâlet-i fikrin, zulmet-i kalb ruh sıkıntısının menbaıdır."[x] Fikri sapma sonucunda ümitsizliğe düşen kimse can sıkıntısında çok büyük bir boşluğa düşerek herkese su-i zanda bulunur.

Bu gökten/yüksekten düşmesiyle kendini boşlukta hisseder. Kendini işe yaramaz ve değersiz kabul ederek içten içe kendin yiyip bitirir. Ve o günün rüzgârı neyse onu alır istemediği yerlere savurur. Ve sonunda meyhane köşelerine atılarak kendini sarhoşluğa vererek bu haletten kurtulmaya çalışır. Ve  “Muvakkat eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur.”[xi] hatta intihara kadar gider.

Öyleyse tabiat hiçbir şekilde boşluk kabul etmez Hz. Musa (as) Allah’ın emriyle Tur-i Sina’ya gidip dönmesi gecikince oluşan bu boşluktan fırsat bulup Allah’ın emirlerine karşı geldiler. Samiri’nin yaptığı heykele ilahımız diye tapmaya başlayarak şirke girdiler.

Hakiki imanı elde eden ve hanif olarak Allah’a yönelenler boşluğa düşüp sıkıntıya giriftar olmazlar. Çünkü her şeyde rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü görüp her şeyde kemâl-i hikmetini, cemâl-i adaletini müşahede ederler. . Her şeyin anahtarı Onun yanında, her şeyin dizgini Onun elindedir. Her şey Onun emriyle halledildiğini bilir ve iman eder. Evet, Allah, melce ve mencedir. Kâinattan küsmüş, dünya ziynetinden iğrenmiş, vücudundan bıkmış ruhlara melce ve mence odur. Diyerek yüce bir mefkûreye bağlanması onu değersizlik duygusundan, sıkıntılardan ve boşluklardan kurtarır.[xii]

 وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ  .فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ emrince yepyeni bir heyecan ve enerjiyle bir işi bitirince yeni bir işe girişerek Rabbine rağbet ederek yönelir ve neticeyi yüce Allah’tan ister.[xiii]

Sonuç olarak; “Allah'a ortak koşma. Çünkü şirk çok büyük bir zulümdür.”[xiv]Allah, kendisine şirk/ortak koşulmasını bağışlamaz; onun dışında, dilediği kimsenin günahını bağışlar.”[xv]

Öyleyse biz Allah’ın rızasına talip olmalıyız.  وَرِضْوَانٌ مِّنَ اللّهِ أَكْبَرُ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ “Allah’ın sizden razı olması en büyük mutluluktur. Asıl kurtuluşta budur.”[xvi]

 “Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.”[xvii]

"Mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder.Bu hılletin üssü'l-esası, samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz."[xviii]

يا سند من لا سند له يا عماد من لا عماد له

Ey desteği olmayanların desteği! Ey dayanağı olmayanların dayanağı! Yüce Rabbimiz,  bizi desteksiz dayanaksız bırakma. Ve bizi her türlü boşluktan muhafaza et.

24.11.2016

 


[i] Hacc, 22/31.

[ii] Mesnevi-i Nuriye, 142.

[iii] Sözler, 794.

[iv] İçtimai Dersler, 223.

[v] Mesnevi-i Nuriye, 73.

[vi] Al-i İmran, 3/26.

[vii] Yunus, 10/65.

[viii] Fatır, 35/10.

[ix] Lokman, 31/18.

[x] Sözler, 916; İçtimai Dersler, 224.

[xi] Şualar, 262.

[xii] Mektubat, 302; Mesnevi-i Nuriye, 142; Kastamonu Lahikası, 74.

[xiii] İnşirah, 94/7-8.

[xiv] Lokman, 31/13.

[xv] Nisa, 4/116.

[xvi] Tevbe, 9/72.

[xvii] Lem’alar, 234.

[xviii] Lem’alar, 237.

Yorumlar

Hiç yorum eklenmemiş. Tıkla ! İlk ekleyen sen ol ...

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında

Lahika yerine bir hatırlatma
Evvel ahir tavsiyemiz: Tesanüdünüzü muhafaza; enaniyet, benlik, rekabetten tahaffuz ve itidal-ı dem ve ihtiyattır

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 

Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net