Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Röportaj

“Çağdaş İslam sanatları yeni bir anlatı geliştiriyor”
İslam filozoflarının, güzelliği sırf bir estetik kategori olarak ele almadıklarını, güzelliği iyilik ve doğruluk ile ilişilendirildiklerini, etik ve estetik arasında sıkı bir ilişki kurduklarını söylemek gerekir. İslam görsel kültüründe, güzel, sadece estetik bir temaşanın ötesinde, bir ahlaki bir işlev de yüklenmiştir. Moder ...

 

Estetik, güzel olanı konu edinen düşünce ve faaliyet alanı olarak biliniyor. Her coğrafyaya göre değişen, belki her akımla ve sanatçıyla yeniden tanımlanan bir şey güzellik. Evrensel bir güzel tarifi imkansız mı?

Kendisine güzeli ve sanatı konu edinen üç alanın (estetik, sanat felsefesi ve sanat tarihi) her birinin tarihini incelediğimizde, güzelin herkes tarafından kabul edilebilecek objektif yahut sizin ifadenizle ‘evrensel’ bir tanımına ulaşmak istendiği görülür. Alman filozof Alexander G. Baumgarten tarafından kendisine güzeli konu edinen estetik ile bir bilim dalının adı olmadan önce de, güzelin ne olduğu İlkçağ’dan beri felsefe içerisinde elbette işleniyor idi. Antikçağda Aristoteles, Platon ve Plotinus tarafından güzel, iyi, doğru kavramları çerçevesinde objektivist, rasyonalist ve metafizik bağlamda tartışılan güzel kavramı, Ortaçağ’da Aquinas ve Thomas tarafından teolojik bağlamda tartışılmış, Yeniçağ’da ise epistemolojik ve subjektivist tavırda bir güzel araştırması yönünde seyr etmiş olsa da ortak bir güzel tanımında uzlaşıldığını söylemek mümkün görünmüyor.

Farabi, İbn Sina gibi Müslüman filozoflarda, kemal, hayr ve cemalin sahibi Allah merkezli bir güzellik anlayışı görüyoruz. Müslüman filozoflar, Platoncu iyi=güzel şeklindeki idealist tarifin merkezine tevhid itikadını yerleştirdiler diyebilir miyiz?

İslam felsefesinde ‘güzel’in metafizik açıdan irdelenmesi, güzel kavramını, Tanrı ile ilişkili, ontolojik bir çerçevede ele almayı zorunlu kılmıştır fakat benzer bir yaklaşımın Antik Yunan ve Ortaçağ düşüncesi içinde de görmek mümkün. Hem Antik Yunan’da hem de Ortaçağ’da güzelin kavranışı ya da estetik ilgi; modern manada duyum (aisthesis) ya da duyulur şeylerle sınırlanmamış; anlam alanı ‘duyularla algılanamayan güzellik’i içerecek şekilde genişletilmiş ve güzel kavramı Tanrı ile ilişkilendirilerek açıklanmıştır. Ortaçağ’da üç kutsal dinin ortak estetik düşünceler içermesi bakımından aynı tarihî ve düşünsel bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. İslam, Hristiyan ve Yahudi felsefesinde estetik düşünce, Antik Yunan düşüncesinin, özellikle Yeni Platoncu düşüncenin renklerini taşımaktadır. Bu bakış açısı ile İslam filozoflarının estetik düşünceleri, bu çağın genel düşünsel sferinin dışında tutulmamış, aksine söz konusu ortam ile yakın ilişkiler kurularak incelenmiştir.

İslam estetiği ve sanat tarihi araştırmalarında konunun ‘tevhid ve tenzih’ prensibi çerçevesinde ele alınmasına ilişkin paradigmayı tekrar düşünmek gerekiyor diye düşünüyorum. Müslüman filozofların estetik düşünceleri ve Müslüman sanatçıların İslam topraklarında ürettikleri sanatları; İslam’ın evrensel özelliklerinin bir yansıması olarak sadece tevhid akidesi/Tanrının birliği ile ilişkilendirmek; İslam estetiğini ve sanatını sorunsallaştırmayan bu dini tanım, sanat tarihinde, çokluktaki yahut farklılıktaki birlik olarak yansır. İslam sanatı alanındaki ‘birlikte çokluk/farklılık (diversity in unity) ya da farklılıktaki birlik (unity in diversity) kavramsallaştırmasının kökenine gitmek, gelişimini izlemek ilginç olabilir diye düşünüyorum. Kimi İslam sanat tarihçileri tarafından en sıkıntılı düşüncelerden biri olarak ifade edilen ‘birlik miti’, tevhid kavramı ile mükemmel bir şekilde tamamlanır. Bu durum farklı düşünceler yahut farklı türdeki sanat eserleri arasındaki estetik terminolojinin tektipleştirilmesi anlamına gelir. Öyle ki tüm düşünsel ya da artistik ürünleri ‘birlik’ temelinde çok basit bir yolla açıklanabilir, düşünsel ve görsel benzerliklerin diğer potansiyel sebepleri sık sık görmezden gelinir. Elbette İslam estetiği ve İslam sanatı tevhid akidesinden ayrı düşünülemez. Fakat İslam sanatındaki ve estetiğindeki birlik tezinin tarihinin ve gelişiminin kritik ve eleştirel bir gözle tartışmalı ve yeniden yazmalıyız diye düşünüyorum.

İslam filozofları sanat ile toplum hayatı arasında nasıl bir ilişkisi kurmaktadır?

4f196c884a3b32065Estetiğin bir felsefi disiplin olarak modern dönemde ortaya çıkışı, yani estetiğin bağımsız, özerk bir söylem olarak ortaya çıkışı, algılanana atfedilen değerin, algılananın işlevinden bağımsız bir şekilde değerlendirilmesi üzerinden gerçekleşir. Dolayısıyla sanat; pragmatik, faydacıl, eğitim ve topluma ilişkin bağlantılarından bağımsız özerk bir alan olarak ele alınmaktadır. Modern estetik teorilerin aksine sanat ve toplum ilişkisi, antik çağda, orta çağda ve İslam dünyasında etik değerler ve eğitim ile ilişkili olarak ele alınmıştır. Antik çağda Platon’un yaklaşımının İslam filozofları ile ortak kimi düşünceler içermesi bakımından uygun bir prototip olduğunu düşünüyorum. Platon, devletini ideal bir devlet olarak düşünmüştür, akıl ve ahlak devletinde sanat-toplum ilişkisini, sanatçıların; ressamların, şâirlerin ve müzisyenin durumunun ne olacağı bağlamında tartışmıştır. Platon’un genelde sanat hakkında verdiği olumsuz yargı devletinde yer alacak olan sanatçı içinde geçerlidir. Sanat doxa ile uğraşır devlette bir akıl devleti olduğuna göre doxa ile uğraşan sanatçı hakkında verilen yargı da olumsuz olacaktır. Bu akıl ve duygu çatışmasının sonunda varılan son yargı; sanatın ve sanatçının devletten kovulmasıdır. Devletin temel nitelikleri; ahlaki özellikler ile tanımlanınca, devlette varlığını sürdüren vatandaşların da benzer özelliklerle yüklenmiş olmaları gerekmektedir. Yani devlete katılan vatandaşlar akıl ve erdem sahibi kimseler olmaları gereklidir. Dolayısıyla Platon’un devletinde sadece toplumda ahlaki güzellikleri yayan sanatlara ve sanatçılara izin verilebilir. Fârâbî, Telhîs’u Nevâmis-i Eflâtun’da ve İbn Rüşd Telhîsü’s-siyâseti li’Eflâtun’da sanat-toplum ilişkisini İslam dünyasına Platon’un yaklaşımına benzer bir tonda nakletmiştir. İslam felsefesi literatüründe sanat-toplum ilişkisi ahlak ve eğitim ile ilişkili olarak ele alınmıştır.

Modern dönemde estetiğin ortaya çıkışını Kant’ın eleştiri projesiyle bağdaştırmak mümkün. Kendi değer ve beğeni yargılarını ve tecrübelerini özerk bir biçimde gerçekleştiren özne Kant’la beliriyor. Bu da, insanın kendinden menkul iradesini merkeze alan ve ona soyut bir mutlaklık atfeden hümanizmin bir uzantısı. Bu tavrın İslam estetiğiyle çelişen, çatışan yanları var mı, neler?

Kant güzeli ‘salt estetik bir varlık’ olarak belirlerken güzeli ayırdığı diğer kavramları da dikkate almak gerekiyor. Örneğin iyilik ve doğruluk gibi. Güzel kavramının ilişkili olduğu bu kavramlar aslında Antik çağ filozoflarından bugüne insanın düşünsel etkinliği üç temel kategorisi; doğruluğun, güzelin ve iyinin araştırılması. İfade edilen her bir başlık ise felsefenin üç temel dalıdır; metafizik, estetik ve etik. Etik ve estetik ya da iyi ve güzel değerleri arasında ilişkinin Antik Yunan, Ortaçağ ve 18. yüzyıl felsefesi ve İslam düşünce geleneğinde (kelam, felsefe ve tasavvufi düşüncede) ifade edilen beraberliği bu iki alanın birbirinden bağımsız olarak ele almanın tarihî süreç bakımından imkansız olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

İslam filozoflarının, güzelliği sırf bir estetik kategori olarak ele almadıklarını, güzelliği iyilik ve doğruluk ile ilişilendirildiklerini, etik ve estetik arasında sıkı bir ilişki kurduklarını söylemek gerekir.  İslam görsel kültüründe, güzel, sadece estetik bir temaşanın ötesinde, bir ahlaki bir işlev de yüklenmiştir. Modern dönemde estetik suje/özne ve estetik obje arasındaki ilişki estetik beğeni yargısı ya da hazlar çerçevesinde değerlendirilir. Buna karşılık, İslam düşüncesinde ‘estetik ve etik’in birlikte değerlendirildiği bir estetik suje algısı sözkonusu. İslam filozofları sanat izleyicisi ya da estetik sujenin sanat eserleri karşısında aldıkları estetik tavırları, haz (lezzet), hoşlanma, hayret (taaccüb, ta‘cîb) kavramları ile ifade etmişlerdir. Bunun yanı sıra güzelleştirmek (tahsîn) ve çirkinleştirmek (takbîh) kavramlarını, ahlâkî gâyelerle ilişkilendirmişlerdir. Yani sanat sadece objelerin kopyasını yapmak olmadığı gibi, sadece tahsîn ve takbîh amacını gütmez. Tahsîn ve takbîh kendisi ile ‘bir fiile teşvik etmek’ ya da ‘bir davranış biçimine’ yönlendirmek gibi ahlaki gayelerle sınırlandırılmıştır.

Klasik dönem İslam felsefesi için güzellik, mutlak aklın aşkta duyduğu hazzın nesnesidir diyebiliriz. Bu anafikrin açıldığı bir varlık ve alem tasavvuru, bir kozmoloji var o dönemde. Modern dönemde ise Newton’dan Einstein’a kozmolojinin değişimi söz konusu. Klasik güzellik tanımı, dayandığı kozmolojiyi de yenilemek zorunda mı, bilim ve siyasetteki değişimler klasik güzellik tanımını etkiliyor mu?

4Elbette Newton’dan Einstein’a kozmolojinin değişimi sözkonusu. Newton sisteminde evrenin mekanik şekilde işleyen bir makina gibi tasarlanması söz konusudur. Fizik nesnelerin böyle bir şema içinde tasarlanması ve anlamlandırılması, yeni bir dünya kavrayışı olarak nitelendirilebilir. Bu mekanist bakış açısının topluma, insana, hatta günlük yaşayışa, yani farklı alanlara uygulanmıştır. Bu tablo Aristoteles sisteminin biçimlendirdiği organist evren anlayışına karşıdır, dolayısıyla yeni bir paradigmanın temelleri atılmıştır.

İslam kozmolojisi, İslam düşüncesinin temel ilkeleri etrafında biçimlenmiştir. İslam filozofları tarafından (İhvan-ı safa, İbn Sina vb.) ortaya konulan perspektif, İslam kozmolojisinin prensipleri daha sonraki yüzyıllarda da (Ebu Hayyan et-Tevhidi, Gazali, İbn Arabi ve Suhreverdi vb.) ortak bir kozmoloji ve tabiat felsefesi çerçevesinde devam etmiştir. İslam kozmoloji doktrinlerinde; -kozmoloji ile metafiziğin birbirinden ayrı değerlendirilmemesi sebebi ile- kozmos ya da tabiat Allah’ın bir eseri ve ona bağlı bir düzen olarak görülmüştür. Dolayısıyla İslami düşüncesinin temel perspektifinin bir yansımasıdır. İslam sanatını, bu kozmoloji ve metafizik anlayıştan ayrı ya da farklı değerlendirmek mümkün değil. Zamana ve coğrafyaya göre terminoloji değişse dahi İslam’ın temel ilkelerine ilişkin kozmolojik doktrin devam etmektedir. Bilim ve siyasetteki gelişmelerin güzel tanımını ve pratiklerini etkilediği söylemek mümkün. İbnü’l-Heysem’in optik hakkında yazdıkları, güzelliğin asli belirleyicisinin oran olduğu ya da ışığın estetiği ve görsel algı psikolojisine yaklaşımı bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Trienal’de daha çok kavramsal sanat merkezli bir sergi gördük. Kavramsal sanat, 60’lardan itibaren yayılmış, düşünceyi görsel nesneye söyletme amaçlı bir sanat diyebiliriz. İslam felsefesindeki muhayyile ve haz merkezli sanat tanımıyla alakasını nasıl kuruyorsunuz?

İslam’ın modern/çağdaş sanat ile ilişkisine çoğu zaman önyargılı bakılmıştır. Modern sanatlar ile İslam sanatlarının bir bakıma zıt kutuplar oluşturduğu, Batı sanatının temsil yöntemi/araçları ile İslam dünyasının temsil ve sanat formlarının bambaşkalığına dikkat çekilir. Bunun yanı sıra Batı sanat tarihinin geçirdiği evreler, gelişim, değişim ve dönüşümlerin bir benzerinin İslam dünyasında yaşanmış olmaması hatta Avrupa-Amerikan merkezli sanat tarihi yazımında kendine yer edinmemiş olması bir eksiklik olarak ileri sürülen temel yargılardan biridir. Bu olumsuz yargıların yanı sıra ben modern ve çağdaş sanatlar ile bu sanatların anlatım ya da ifade formunun hayli değiştiğini ve bu değişikliğin müslüman sanatçılara temsil ve üslup konusunda yeni açılımlar sağladığına inanıyorum. Çağdaş sanat ile değişen sanat tarihindeki anlatı biçiminin İslam dünyası için verimli bir alan açtığını belirtmem gerekir. Sanat tarihi anlatısındaki bu değişiklik İslam dünyasında üretilen çağdaş eserleri/işleri; modernite ve çağdaş manifestolar ile bir arada değerlendirmeye imkan vermektedir. Dünya sanat tarihinde İslam sanatına gereken yer verilmediği gibi sanat tarihi yazımında da özellikle modern öncesinden modern/çağdaşa geçişte İslamın sanatsal geleneği hakkında temellendirilmiş bir akademik yaklaşım veya eleştirel bakış bulmak neredeyse imkansızdır. Ortadoğu’nun ve İslam dünyasının modernizmi ile çağdaş sanat işleri arasındaki ilişki ya da sanatsal/artistik fenomenler ile Müslüman dünyanın problemlerinin dışavurumu incelenmesi gereken konulardan biridir.

Bunun yanı sıra üretilen eserlerin görünüşteki fonksiyonu, tarihi ya da sanat tarihindeki yerini de hesaba katmak gerekmektedir. İslam sanatı genellikle evrensel sembollere ve jeopolitik olarak ifade edilen kavramlara indirgenirken, İslam için hüsn-ü hat, Ortadoğunun kadim uygarlıkları için motif, seküler milletler ve modern sanat tarihi için figür kullanımı öne çıkarılmıştır. Sanat tarihindeki paradigma değişikliğinin (mimesis’ten kurtulma uğraşı) onaylanması, çağdaş İslam sanatları üretimi açısından önemlidir. Sanata felsefeyle bakmak, sanatın içindeki felsefeyi bulup çıkarmak ve yorumlamak gerekmektedir. Din-sanat-felsefenin biraradalığı bizi entelektüel düşünceye davet eder. Üretilen işlere sadece yaratıcılık açısından değil, felsefî olarak ne olduğunu bilmek için bakmak gerekmektedir. Batı uygarlığında sanatın bir mimesis olarak düşünülmesi, sanat tarihi yönteminin de “öyküleme”, “anlatım” olarak belirlenmiş olması anlamına gelmiş bu da İslam sanatının mistifiye edilerek bu anlatının uzağında tutulması sonucunu doğurmuştur. Oysa 20. yüzyılda “sanat nedir?” diye sormak kaçınılmaz hale gelirken sanatta mimesis’in yadsınmasıyla biten öykücü sanat tarihinin yerine “sanatın ne olduğunu” soran bir felsefenin varlığına işaret etmesi, belki de İslam sanatının başından beri konumlandığı nokta ile örtüşmektedir. Sanat tarihi içerisinde belirli bir anlatının sonu gelmiş olsa da çağdaş İslam sanatlarının kendi temsil yöntemleri ile yeni bir anlatı geliştirmekte olduğunu ifade etmem gerekir. ‘Çağdaş sanat ve estetik haz’ ilişkisini halihazırda tartışılan konulardan biri olmaya devam ediyor elbette. Ben İslam coğrafyasındaki sanatçıların, kendi hayal dünyaları ile kendi dini, kültürel, felsefi yaklaşımlarını bu yeni temsil formuyla ifade etme imkanı bulacaklarını düşünüyorum.

İslam estetiği üzerinde, İslam düşünce tarihinin genelde maruz kaldığı gibi, bir oryantalizm söz konusu mu? Oryantalist yaklaşımların iddiaları neler, bu iddialar aşılıyor mu?

Passion-for-Perfection-Islamic-art-00-Calligraphic-composition-in-the-form-of-a-lion-Ahmed-Hilmi-Ink-and-watercolour-on-paper-Ottoman-Turkey-1913Edward Said’in kavramsallaştırdığı, doğuyu/orient anlamak adına Avrupa merkezli bakışa, eleştirel ve metodolojik bir yaklaşım olan oryantalizm, Doğu-Batı paradigması (ya da biz/öteki) üzerine inşa edilmiştir. Batının lineer kültür gelişimi teorisi açıkça doğudan batıya doğru gelişir. Bunun en iyi örneği Hegel’in hala geçerli olan teorisidir ki ‘evrensel tarih Doğudan Batıya gider. Avrupa kesin olarak evrensel tarihin sonudur, Asya başlangıçtı.’ Doğu azgelişmişlikle, ilksel olanla, başlangıçta varolan bir çoçukluk içinde tanımlanır. Bunun aksine Avrupa gelişimin ve olgunluğun zirvesinde yer alır. Sonuçta yeni dünyanın tek egemeni olarak ifade edilir. Bu Hegelci teori ve Avrupadaki modernite mitinin doğuşuna dair Hegel’in teorisinin etkisi yeniden ve farklı bir şekilde değerlendirmek ve düşünmek gerekiyor.

‘İslam’ hem sanat tarihi hem de estetik düşünce bakımından dikkate alınması gereken bir terim. Müslüman toplumlarda üretilen şeyler için öne ya da arkaya getirilen bir sıfat olarak kullanılan; ‘İslam sanatı’ veya ‘İslam estetiği’ ne anlama gelmektedir? Batı’yı ve Avrupa’yı oluşturan söylemin temel yapıtaşı; sanat ve estetik teorilerini, kendi özel tarihlerinden arındırılmış evrensel yapılar olarak önümüze koymaları en büyük ideolojik anlatı olarak karşımızda duruyor. Arkeoloji, sanat tarihi ve estetik humanist bir dil kullanılarak evrenselleştirilmiştir. Bugüne kadar kendisini eleştirilerden korumayı beceren bu dili kurmuştur ki (ön eklerle, İslam, Çin, Japon sanatı vb.) bu dili kırmak ya da kırmaya cesaret etmek ya da söz konusu alanlar içün yeni bir perspektif altında nasıl inceleneğini tartışmak gerekmektedir.

İslam estetiği ve sanat tarihini/görsel kültürü; Oryantalist yahut fenomenolojik yaklaşımlar, sanat tarihi çerçevesindeki Avrupa-merkezci anlatılar, estetik terminolojiden yoksun/fıkıh, hadis, tasavvufi düşünce ekseninde ilerleyen yaklaşımlar çerçevesinde ele alındığını görüyoruz. İslam sanat tarihi ve estetiğine ilişkin alan kitaplarında temel oryantalist paradigmayı gösteren başlıklar söyledir: [1] kutsal/dini ve seküler sanat’, ‘İslam’da figurative temsilin ya da tasvir yasaklanması’, ‘İslam ve ikonaklazm, ‘İslam resminde perspektifin olmaması’, ‘İslam sanatı aslen tasavvufidir’ , ‘İslama has sanat biçimleri mevcuttur’, ‘İslam sanatı aslen dinidir’,  ‘İslami resim diğer resim biçimlerden oldukça farklıdır’, ‘İslam sanatı ötekidir’, ‘İslam sanatı aslen minordür/dekotatiftir’, ‘İslam sanatı atomistiktir’, ‘İslam sanatı en üstün sanattır, ‘İslam sanatında boşluk korkusu vardır’, ‘İslami estetik diye birşey yoktur’.

Bu başlıkların yanı sıra Oliver Leaman’ın başlığının aksine hayal kırıklığı yaratan İslam Estetiğine Giriş adlı eserininİslam sanatı ve estetiğini oryantalist yahut fenomenolojik yaklaşımlar çerçevesinde ele alan en uygun prototip olduğunu söylemek gerekiyor. İslam sanatına, görsel kültürüne ve estetiğine oriyantalist yaklaşımları ifade eden pek çok kitap ve makaleden oluşan büyük bir literatür var halihazırda. Söz konusu oriyantalist paradigmayı eleştiren literatürün diğeri kadar zengin olduğunu söylemek pek mümkün değil elbette.

Fransız filozof Jacques Rancière, sanat anlayışını üçe ayırıyor: poetik rejim yani Platoncu anlayışla ideaları yansıtmak, temsil rejimi yani Aristocu anlayışla gerçekliğin taklidini yaratmak, estetik rejim yani öznenin görsel olanı duyumsaması. Filozofa göre 19. yüzyıldan itibaren temsil rejiminden estetik rejimine geçiliyor sanatta. İslam sanat düşüncesi ve estetik tasavvuru, modern ve postmodern tavırlara karşı, her yeri ele geçiren görselin emperyalizmine karşı bugün ne önerebilir?

Rancière’in Görüntülerin Yazgısı’nda ifade ettiği, Batı geleneğinin geçmiş olduğu üç rejimden (etik, temsilî) estetik rejimde; görüntü artık bir düşüncenin veya duygunun sistemli ifadesi olmaktan çıkar; kelimeler, bir öyküde veya doktrinde olduğu gibi, görüntülerin ne olması gerektiğini dikte etmez. Estetik rejimle birlikte temsil edilen konular arasında yeni bir eşitlik, kullanılacak üsluplar konusunda yeni bir özgürlük doğmuştur. Bunun sonucu olarak konular ve türler arasındaki hiyerarşi yıkılır, öyle ki güzel sanatlar ile tatbiki sanatlar ayrımı bile ortadan kalkmaktadır.

MEDINA_AZAHARA_SALON_RICO_09

Sizin örneklediğiniz Rancière’in bu yaklaşımının yanı sıra görselin emperyalizmi ya da imgenin ve görsel kültürün yükselişi bağlamında; W. J. T. Mitchell’in (sözlü ve yazılı kültür çağının ardından) görsel kültür çağına ilişkin yaklaşımını da dikkate almak gerekir diye düşünüyorum. Mitchell, ‘Pictorial Turn’ kavramı ile yeni beliren görsel kültüre dikkati çekmekte, bu kültürü Resimsel Dönemeç olarak adlandırarak bu kavramı, kültürün yazılı kültür dönemecinden, imgeler aracılığıyla görsel kültüre dönüşü olarak tanımlamaktadır. Televizyonun ve diğer görsel/işitsel medyanın günlük yaşamımıza girmesi, imgenin egemen olduğu bu kültürel değişim, resme dönüş ya da görsel kültür olarak adlandırmıştır. 20. yüzyılda video ve sibernetik teknolojisi dönemiyle, elektronik yeniden üretim çağındaki yanılsamalar ve görsel simülasyonlar, bu yeni biçimlerin gelişimini hızlandırarak resimsel döneçin önemini ortaya koyar. Geçmişte olduğu gibi, görsel kültür çağında da sanatsal imge onu üreten insanın ve bu insanın dahil olduğu toplumun, medeniyetin maddi bir simgesi olarak görülmektedir.

Ben İslam sanatının görsel kültürünün kendi dini, felsefi ve kültürel arka planından beslenerek modern ya da post modern dünyada yeni formlar ve biçimler üreterek ya da varolanı, tevarüs edileni yeniden yorumlayarak katılması gerektiğini düşünüyorum. Bu bağlamda İslam görsel kültürünün sadece resme ya da imgelere ilişkin anlamların deşifre edilmesi veya metin-resim ilişkileriyle değil daha geniş bir bağlamda araştırılması ve yeniden üretilmesi gerekir diye düşünüyorum. İslam toplumu ya da medeniyetin söz konusu sosyal ortamlardaki görsel kültür ile bağlantılı pratikleri için yeni yaklaşım ve perspektifler inşa etmek önemlidir.

İslam görsel kültürüne ait imgelerdeki anlam, bu imgelerin bulundukları ortam ve imgeler arası ilişkileri yeniden incelememiz gerekir ki görseller ve bakış bu süreçte önemli hale gelmektedir. Dolayısıyla imgelerin egemen olduğu modern çağda İslam görsel kültürünün ne önereceğinden çok öncelikle ‘İslam toplumlarındaki imge korkusu’ çerçevesinde yenilenen oryantalist söylemi aşması gerektiğini düşünüyorum. Bunun yanı sıra imgelere salt estetik ve ontolojik bir yaklaşımın ötesinde kültür içinde ve üstünde antropolojik bir perspektiften bakarak, İslam görsel materyallerinin/imgelerinin nasıl doğduğu, nasıl ve hangi zeminde kullanıldığı, toplumda nasıl anlaşıldıkları, modern çağda nasıl yeniden üretileceği, görsel emperyalizme ne önereceği sanıyorum hala araştırılması gereken sorular olarak karşımızda duruyor.

[1] İslam Sanatı Ve Oryantalist Yaklaşımlar’ Üzerine Bir İnceleme I: Sir Thomas Arnold, K. A. C. Creswell, Oleg Grabar Metinleri Bağlamında’ başlıklı makalede bu ve benzeri oryantalist yaklaşımlar daha detaylı olarak incelenmiştir.

Kaynak: Fayrap,

Yorumlar

Hiç yorum eklenmemiş. Tıkla ! İlk ekleyen sen ol ...

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında


Ey “sadık ahmak” ıtlakına masadak biçare ulemâü’s-sû’ veya meczup, akılsız, cahil sufiler! Hakikat-i kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan şecere-i tûbâ-i İslâmiyet,mevhu

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 
ZEHRA.COM.TR
Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net