Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Düşünce & Kuram

Ekranda Hipergerçeklik
Filmlerin kuramsal analizini yapmak için simülasyon ve hiper-gerçeklik teorisine bir göz atmamız gerekiyor. Bu kuramın sözcüsü Baudrillard, simülasyon-simülakr-hipergerçeklik kavramlarıyla hem oldukça soyut ve ‘hiper-gerçek’, hem de oldukça somut ve sosyal açıdan doğrudan-anlatım yolunu benimseyen bir dil kullanıyor. Tüm bu metotların analizini yapmak, onun külliyatına bakışı zorunlu kılıyor. Ben de genel bir fikir vermesi bakımından Tam Ekran kitabına kısaca değineceğim ...

Tam Ekran (1997)

Gerçekliğin buharlaşmasıyla sınırların ve mesafelerin ortadan kalkmasını irdeleyen bu yapıtında Baudrillard, Tam Ekran başlığı altında ekranın hiper-gerçekliğini, “kendisinin de ekranın bizzat bir dışplazması” olmasıyla bu sanallığa dahil olduğunu ortaya koyuyor.

«Video, etkileşimli ekran, mültimedya, Internet, sanal gerçeklik: Karşılıklı etkileşim bizi her yandan tehdit ediyor. Her yerde mesafeler birbirine karışıyor, her yerde mesafe ortadan kaldırılıyor: Cinsiyetler arasında, zıt kutuplar arasında, sahneyle salon arasında, eylemin başkahramanları arasında, özneyle nesne arasında, gerçekle gerçeğin sureti arasında bir mesafe yok artık. Bu kavram kargaşası, zıt kutupların bu çatışması, olası değer yargısının artık hiçbir yerde olmadığını ortaya koyuyor: Ne sanatta, ne ahlakta, ne de politikada. Mesafenin ortadan kaldırılmasıyla, “mesafe pathos”unun ortadan kaldırılmasıyla her şey, üzerine karar verilemez bir duruma bürünüyor.

Makineler yalnızca makine üretirler. Sanal teknolojiler mükemmelleştikçe bu gitgide daha da gerçek olmaktadır. Belli bir manevra düzeyinde, suya dalar gibi sanal makinelerin içine dalma düzeyinde, artık insan / makine ayrımı yoktur: Makine, karşılıklı yüz yüze gelmenin iki tarafında da egemendir. Belki siz sadece onun sahip olduğu uzamın uzantısısınız –insan, makinenin sanal gerçekliğine dönüşmüş ve onun aynadaki işlemcisi olmuştur.

Sizi evcilleştirmek için şöyle deniliyor size: Bilgisayar, daha pratik, daha karmaşık bir yazı makinesinden başka bir şey değildir. Bu doğru değil. Yazı makinesi son derece gerçek bir nesnedir. Yazdığınız sayfa serbestçe dalgalanır, ben de onun gibi dalgalanırım. Yazıyla somut bir ilişkim vardır benim. Ak sayfaya ya da yazılan sayfaya gözlerimle dokunurum, ama bunu ekranla yapamam.

Buna karşılık, işletim sisteminde, hiçbir zaman bireylerin kimliği öncelikli değildir, bilgisayar ağlarının kimliği önceliklidir, yani öncelik, bilgisayar ağı kullanıcılarına değil, bizzat ağın kendisine verilmiştir, bütün bunlar şu anlama gelmektedir: Kullanıcı, orada kendini simüle etme olanağını, sanallığın elle dokunulmayan ortamında yok olma olanağını yakalar ve haliyle, kendisi için de olmak üzere, hiçbir yerde işaret noktası bulamaz, sonuçta, her tür kimlik sorunu, ama ötekilik sorunları hariç, böyle çözümlenmiş olur. Böylece, bütün sanal makinelerin çekiciliği, enformasyona ve bilimsel bilgiye susamışlıktan çok, hatta birisi ya da bir şeyle buluşmaya susamışlıktan çok, yok olma arzusundan kaynaklanır, hayal gibi işleyen bir erişim kolaylığı içinde eriyip gitme olanağının yakalanmasından kaynaklanır. İnsanı gerçeklerden koparıp havalarda uçuran bir biçimdir bu, mutluluğun yerine geçen, artık varolma nedeni olmayan bir olgu olması nedeniyle mutluluk gerçeğinin yerini alan bir biçim.

Sanallık, şeylere olan her başvuruyu gizlice ortadan kaldırır ve mutluluğa benzemesinin tek nedeni de budur. Her şeyi size verir ama aynı zamanda da, kurnazca her şeyi sizden saklar. Özne orada kusursuzca kendini gerçekleştirir, ama kusursuzca kendini gerçekleştirirken, aynı zamanda da otomatik olarak nesneye dönüşür ve panik başlar.» (129-133)

 

matrix-human-pod.jpg

 

Şeylerin gerçekliklerini kaybedip birer kopyaya dönüştüğü fikri, görsel yöntemler benimseyen anlatımların gerçekliğinin sorgulanmasının da aracı oluyor. Talep edenin ya da maruz kalanın taleplerinin imgeler aracılığıyla işleyen mekanizmalara dahil oluşunun, imgelere yüklenen anlamların niteliklerinin değişir hale geldiği, şekil değişikliği olmasa da değerlerinin ve anlaşılmalarının, sürecinin anlamının değişimine bağlı olarak mutlak surette değiştiği gerçeğinde yattığını biliyoruz. Talep edilene doyumsuzlukla ilişkili verilen cevapların içeriğinin insanın düşünce sınırlarını zorlayan değerli ürünler olduğu bir gerçek; ancak bireyin kendisini anlatan bu hipergerçek hâlin onun mevcut hâlini açıkça ortaya koyuyor oluşu önemli. Matrix filminin kurgusu ve işlediği konu, kendi anlamı dâhilinde başlı başına bir durum okuması olarak tanımlanabilir. Bu hipergerçek durum makinelerin (fiziksel) hakimiyeti gibi fantastik bir şekle bürünmüş olsa da, onların fiziksel iktidarın ötesinde, anlamlarının, dahası, imlediklerinin anlamlarının sorgulanması, bu fantastik hâli biraz daha gerçekçi bir görünüme kavuşturmaya yeterli olabilir. Film böylesi bir durumu metafor imgelerle milyonlarca insana yansıtma çabasında mıydı, bunu bilemeyiz. Ancak bütünleşmenin sistem elemanlarıyla uyum içinde işleyerek sunulur hale gelmesi ve alıcıya transfer edilmesi, mükemmel bir uyum ve tutarlılığı ortaya koyarak filmin sahnelerinden birindeki cam kuvözler içerisinde uyuyan ve rüyasal-refleksif tepkiler veren insanları akla getiriyor.

Yorumlar

Hiç yorum eklenmemiş. Tıkla ! İlk ekleyen sen ol ...

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında


Ey “sadık ahmak” ıtlakına masadak biçare ulemâü’s-sû’ veya meczup, akılsız, cahil sufiler! Hakikat-i kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan şecere-i tûbâ-i İslâmiyet,mevhu

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 
ZEHRA.COM.TR
Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net