Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Hukukun Mekanizmalarını Kurmak
Devletin yönetim şeklinin niteliği, halkla olan ilişkileri, ferdin devlet karşısındaki hak ve özgürlükleri, kollektif haklara yaklaşımı gibi, tarih boyunca özellikle siyaset pratikleri açısından büyük krizlere sebebiyet vermiştir. Kışkırtıcı bir tartışma potansiyeli taşıyan bu gibi konular, teorik düzeyde bolca tartışılmıştır. Zengin bir hukuk muktesebatı oluşturan politika pratiklerinin ve siyaset bilim teorilerinin çetrefilliği, vakıanın dini, felsefi, siyasi, iktisadi, kültürel, vs boyutlarla sıkı ilişkisinden kaynaklanmıştır. ...

Devletin yönetim şeklinin niteliği, halkla olan ilişkileri, ferdin devlet karşısındaki hak ve özgürlükleri, kollektif haklara yaklaşımı gibi, tarih boyunca özellikle siyaset pratikleri açısından büyük krizlere sebebiyet vermiştir. Kışkırtıcı bir tartışma potansiyeli taşıyan bu gibi konular, teorik düzeyde bolca tartışılmıştır. Zengin bir hukuk muktesebatı oluşturan politika pratiklerinin ve siyaset bilim teorilerinin çetrefilliği, vakıanın dini, felsefi, siyasi, iktisadi, kültürel, vs boyutlarla sıkı ilişkisinden kaynaklanmıştır.

Halkların, kendi özgürlüklerini savunmak için yönetici lere ihtiyaç duymaları siyasal hukuku temellendiren şeydir. Ancak toplumun bu arzusu her zaman beklendiği gibi gerçekleşmez. Devlet gücünü, halklarının özgürlüğünü savunmak ve refahını geliştirmek üzere öyle veya böyle devralanlar, bir süre sonra tahakkümünün şehvetine kapılarak otoriterizme ve keyfiliğe sapma eğilimi gösterebilirler. Toplumlar, hukukun mekanizmalarını kurmaya ve işletmeye bu gibi nedenlerle ihtiyaç duyarlar. Bu konuda, Bediüzzaman’ın Kemalist diktatörlüğe yönelik suçlamalarını hatırlamakta yarar vardır. Herhangi bir hukuk metodolojisine bağlılık göstermeyen bu tarihsel cebriliğe ve keyfiliğe şu sözlerle karşı çıkar; “Dünyada hükümet süren, hükmeden her kavmin, hatta insan eti yiyen yamyamların, hatta vahşi, canavar bir çete reisinin bir usulü var, bir düsturla hükmeder. Siz hangi usul ile bu acip tecavüzü yapıyorsunuz? Kanununuzu ibraz ediniz. Yoksa bazı alçak memurların keyiflerini kanun mu kabul ediyorsunuz?” (Mektubat 490)

Hukuk literatürünün en sihirli terimi olan “kanun”, herkesi herhangi bir siyasal sözleşme karşısında eşit kılmak için üretilmiştir. Ayrıca şahsın ne kadar nüfuzlu olursa olsun başkaları üzerinde baskı kurmasına engellemeyi amaçlamaktadır. Ancak burada kanunun yapısal bileşenleri ve felsefi kökenleri üzerine süren tartışmaların varlığı, bu mekanizmanın tek başına yeterliliğini sorgulatır hale getirmiştir. Kanun devleti mi hukuk devleti mi veya devletin hukuku mu hukukun devleti mi gibi ikilemlere yol açan tartışmalar, kanunun su-i istimalinden kaynaklanmaktadır. Gücü kendinde toplayan kanunlar, zamanla, inşa edilmeleri gereken salt adaleti değil devleti ve onu kullananları güçlendirmeyi sağlamıştır. Bu noktada devletin hukukunu savunanlarla hukukun devletini savunanlar arasında ki kavga ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin halihazırda ki hukuk serüveni gözlemlendiğinde, siyasal irade olumlu bir takım değişikliklere gitmiş olsa da anayasal mekanizmaların hala hak ve özgürlükler zeminine çekilemediği göze çarpmaktadır. De-facto biçimde aşınmış veya idarece sadece göz yumulmuş kazanımlara yasal dayanaklar oluşturulmadan, değişimi yüceltmenin derin bir anlamı olmayacaktır. Temel haklar meselesi yönetimsel jestlerle idare edilemeyecek kadar önemlidir. Elbette hala milliyetçi ve laikçi bir askeri vesayet özlemi duyan siyasal örgütlenmelerin varlığı reformcuların işini zorlaştırmaktadır. Ancak bu durum, temel haklar meselesini ve anayasa tartışmalarını en azından sair risk alınmış meselelerden daha önemsiz hale getirmemelidir.

Reel-politik, popülizm, konjenktür, iktidarda kalma hevesi gibi acele pozisyonlarla ideal bir anayasa tartışmasının birlikte yürümeyeceği bilinmektedir. Tüm zaruretlere rağmen, yasaların ruhunu inşa ederken ilmi, felsefi derinliği tartıştırmaktan ziyade politik polemiklere kulak kabartmak toplumun geleceğiyle oynamaktır. Reel-politik kadar engelleyici bir diğer husus da ideolojik şablonların dayatılmasıdır. Sosyolojik, inançsal ve kültürel dokuyu hesaba katmayan; asgari olarak, tüm toplum kesimlerini temel bireysel ve kolektif haklarda buluşturmayan bir anayasa kadüktür.

Seküler hukuk metodolojisinin dogmatik baskıları altında yürüyen mevcut anayasal arayışlar ise bir başka handikap olarak durmaktadır. Toplum içinde doğru bir hukuksal mekanizmanın kurulması yargısal sistem çoğulculuğunu öngören bir perspektifin işe dahil edilmesi gerekmektedir. Burada kastedilen şey elbette üstünlerin hukuku gibi despotik rejimlerde görülen halkın yargılandığı mahkemelerden farklı bir yargısal çokluğun önünü açmak değildir. Aksine farklı hukuki geleneklerden ve referanslardan oluşmuş makul ve meşru adalet teorilerinin halkın iradesine sunulmasıdır.

Yorumlar

Hiç yorum eklenmemiş. Tıkla ! İlk ekleyen sen ol ...

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında


Ey “sadık ahmak” ıtlakına masadak biçare ulemâü’s-sû’ veya meczup, akılsız, cahil sufiler! Hakikat-i kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan şecere-i tûbâ-i İslâmiyet,mevhu

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 
ZEHRA.COM.TR
Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net