Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Düşünce & Kuram

İfrat ve tefrit arasında lüks yaşam
Hz.Peygamber a.s. şöyle buyurur.”Bu canı bu tende tutan Allah’a yemin ederim ki bu, kıyamet gününde kendisi hakkında hesaba çekileceğiniz nimetlerdendir: Serin bir gölge, güzel bir hurma ve soğuk bir su!” (T2369 Tirmizi, Zühd,39) ...

             İnsan bedeninde oturtulan ruhun yaşayabilmesi için üç duygu verilmiştir. Bunlar, iyi ile kötüyü ayırt etmeye yarayan akıl duygusu, iyiyi elde etmeyi sağlayan şehvet duygusu ve kötüyü uzaklaştırmayı isteyen gadap duygusu. Ve bu üç kuvvede de vasat, normal, insani bir sınır çizilmiştir. Fıtrı/ İlahi olan normal sınırın altı tefrit, üstü ifrat olarak tanımlanmıştır. Her ikisi de zulüm ve karanlıktır. Lüks ise içinde israfı taşıyan bir yaşam anlamına gelmektedir. Fransızca “luxe” kelimesinden Türkçeye geçmiş olan bu kelime, giyimde, eşyada, harcamada aşırı gitmeyi, gösterişi, şatafatı ve gereksinim dışı olanı ifade eden ekonomik boyutu ağırlıklı bir kavramdır. [1] İfrat, tefrit ve vasatı bu üç duygu bazında inceleyecek olursak, mesela, akıl duygusunun normal sınırı, hakkı hak görüp tabi olmak, batılı batıl bilip kaçınmaktır. Saflık bu duygunun tefrit derecesi, hakkı batıl, batılı hak göstermek için cerbezeli kullanımı ise ifrat derecesidir. Şehvet duygusunun normal derecesi, helale şehveti olup, harama olmamaktır. Tefrit derecesi, iştahsızlık ve helal olana da, haram olana da  istek duymamaktır. İfrat derecesi ise faydalı gördüğü her şeyi hiçbir sınır tanımadan elde etmeye kalkmaktır. Yine gadap duygusunun ise, haddi vasatı, dini ve dünyevi hakları için gerekirse canını feda edecek kadar cesur olmak, ancak lüzumsuz şeyler için kendini tehlikeye atmamaktır. Tefrit durumu, korkulmayacak şeylerden bile korkmaktır. İfrat seviyesi ise, maddi- manevi hiçbir şeyden korkmamaktır. İsraf da bahsettiğimiz şehvet duygusu içinde düşünülecek bir konudur. Kendisi için faydalı gördüğü bir şeyi elde ettikten sonra, makul ve fıtri hiçbir sınır tanımadan harcamaktır. Bir şeyi yaratılış gayesine uygun yerli yerinde kullanmamaktır. Ancak bu, sadece yapılan sarfiyatın çokluğu anlamına gelmez. Bu bağlamda hayır ne kadar çok yapılırsa yapılsın israf olmadığı gibi, israf da ne kadar az olursa olsun yine israftır.“Hayırda israf yok, israfda hayır yok” hayat düsturu olması gereken önemli bir esastır.

            Hayata dair ihtiyaçlarımız genel olarak üç kısımda ele alınmaktadır. Bunlardan ilki can, nesil, akıl, mal ve dinin korunması yoluyla duyulan zaruri ihtiyaçlar olup (zaruriyyat), hayatın olmazsa olmazlarıdır. İkincisi, karşılanmadığında sıkıntıya düştüğümüz genel gereksinimlerdir. (haciyyat) Üçüncüsü ise, etik ve estetik açıdan hayatı kolaylaştıran ve güzelleştiren ihtiyaçlardır.(tahsiniyyat) Alimlerimiz bu üç ihtiyaç grubunun dışında kalan ve nefsani istekleri tatmine yönelik harcamaların israf olduğunu belirtmektedirler. [2]

İsraf sadece kullanılan şeylerin tükenmesini esas alan bir yaklaşım değil, aynı zamanda mü’minin olgunluğu ile ilgili bir kemal seviyesinin gereğidir. Abdullah b.Amr’ın nakline göre “bir gün Sa’d b.Ebu Vakkas abdest alırken Resulullah (sav)onun yanına uğramıştı. Derken onun suyu fazla kullandığını görmüş olmalı ki, “Bu ne israf?” buyurdu. Sa’d, “Abdestte de mi israf olur?” diye sorunca, Resulullah (sav), “Evet, akan bir nehirde(n) bile (abdest alıyor)olsan (israf olur).” diye cevap verdi.[3] Burada israf etmemeyi, iktisadı  yaşam tarzı haline getirme teşviki yer almaktadır.

Bir gün, açlığın yaygın olduğu, birçok kimsenin evinde sıcak çorba bile bulunmadığı Medine yıllarında, Hz.Ebubekir, Hz.Ömer ve Hz.Peygamber a.s. Medineli Ebu’l Heysem b.Teyyihan’ın evine misafir olurlar. Hurma bahçesinde bir dal hurma ve su ikramı üzerine bunları yerler. Hz.Peygamber a.s. şöyle buyurur.”Bu canı bu tende tutan Allah’a yemin ederim ki bu, kıyamet gününde kendisi hakkında hesaba çekileceğiniz nimetlerdendir: Serin bir gölge, güzel bir hurma ve soğuk bir su!” (T2369 Tirmizi, Zühd,39)

İsraf, hem nimeti gerektiği yerde ve gerektiği ölçüde kullanmamak, hem de Rezzak olan Allah’ın nimetine karşı saygısızlıktır. Bu yüzden: “O (Allah) israf edenleri sevmez.” (En’am, 6/141; A’raf, 7/31)

Hz.Peygamber a.s. şükretmekle yükümlü olan insanı, haddini aşmaması konusunda ikaz ediyor ve israftan sakındırıyordu.[4] “İnsanoğlu kıyamet günü beş şeyden hesaba çekilmedikçe yerinden kımıldayamayacaktır: Ömrünü nasıl tükettiğinden, gençliğini nasıl yıprattığından, malını nerede kazanıp, nerede harcadığından ve öğrendiği bilgilerle nasıl amel ettiğinden.”(T2416 Tirmizi, Sıfatü’l kıyame, 1)

Ahiretteki hesabın asıl konusu da insana verilen maddi manevi emanetlerin israfı konusu olacaktır. Resullullah a.s. “Beş şey gelmeden önce beş şeyin değerini bilmelisin: Ölümünden önce hayatının, meşguliyetinden önce boş zamanının, fakirliğinden önce zenginliğinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin ve hastalığından önce sağlığının.”(MS34308 İbn Ebu Şeybe, Musannef, Zühd, 6; NM7846 Hakim, Müstedrek, lV,341) demiştir.

Ancak, Allah’ın nimetlerinin üzerimizde gözükmesi de nimete olan şükrün bir yansıması olup, israf değildir. Malik b.Nadle’nin anlattığına göre “Dağınık bir kıyafetle Hz.Peygamberin yanına gitmiştim. Allah resulü bana şöyle dedi: “Senin malın mülkün var mı?” “Evet, var ey Allah’ın Elçisi!”diye cevap verdim. “Ne gibi malların var?” diye sordu. “Allah bana deve, koyun, at sürüleri ve hizmetçiler ihsan etmiştir.” Dedim. “Allah sana mal mülk ihsan etmişse, Allah’ın nimetinin ve ikramının eseri, üzerinde (kılık kıyafetinde) görünsün.” der.(D4063 Ebu Davud, Libas, 14; n5226 Nesai, Zinet, 54)

Kur’an’da, Allah, nimetlerinden ölçülü bir şekilde faydalanmamızı tavsiye etmektedir. “De ki, Allah’ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki, onlar dünya hayatında müminlere yaraşır, kıyamet gününde ise yalnız onlara mahsus olacaktır…” (A’raf, 7/32)  Peygamber a.s. ın hayatında da, bunu te’yit eden çok örnek bulunmaktadır. “Bir gün Abdullah b.Amr Resulullah’ın yanına gelerek, “Güzel elbise giymem kibir midir? “diye sorar. Resulullah, “Hayır”der. Abdullah bu sefer, “Asil bir deveye binmem kibir midir?” diye sorunca, Resulullah yine “Hayır” cevabını verir. “Peki,” der Abdullah, “Bir yemek yapsam da insanları davet etsem, yanımda yeseler ve arkamdan yürüseler, bu kibir midir?” Allah Resulü aynı şekilde, “Hayır” diye cevaplar. “Öyleyse kibir nedir?” diye sorar Abdullah. Bunun üzerine Allah Resulü şöyle buyurur: “Kibir, Hakkı hafife alman ve insanları küçük görmendir.” (MK2898 Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir,lll, 132; HM6583 İbn Hanbel, ll, 170)buyurur.

Bunlardan anlaşıldığı üzere, nimetleri kullanmadaki serbestliği sınırlayan tek şey kibir ve israf ölçüsüdür. “Kibre düşmeden ve israfa kaçmadan (dilediğinizce) yiyin, sadaka verin ve giyinin!”(N2560 Nesai, Zekat, 66;HM 6695 İbn Hanbel, ll, 181) denilmiştir. Kur’an’ın beyanıyla, özellikle şükür edilirse, bunun karşılığı da nimetin çoğalması olacaktır. “Eğer şükrederseniz, elbette size( nimetimi )artırırım…”(İbrahim, 14/7)

Abdestte organları üçer kereden fazla yıkamanın hatalı davranma, haddi aşma ve zulüm yani haksızlık yapma şeklinde tanımlanması, sanki nimetin kadrini bilmemekle Allah’a, mutedil davranmamakla insanlık onuruna ve ortak bir serveti ölçüsüz harcamakla da diğer fertlere karşı işlenen bir suçu ima ediyor, gibidir.  “Birinizin elindeki lokma yere düşerse ondaki toz toprağı gidersin ve onu yesin. Onu şeytana bırakmasın” (M5306, Müslim, Eşribe, 136) denilmiştir.

İslam nefse hakim olmayı tavsiye eder. “Canının çektiği her şeyi yemen israftır” (İM3352 İbni Mace, Et’ime, 51) hadisi buna bakar.

İnsanın toplum içinde diğerlerinden üstün olduğu düşüncesine kapılmasını sağlayan maddi harcamalar israftır. “Zira Müslümandan, toplumun fertlerinden biri olması istenir, kendini toplumdan farklı gören ve topluma tepeden bakan bir kişi olması değil. Peygamber a.s. ın gümüş kaptan içmeyi (M5385 Müslim, Libas ve zinet, 1) ya da altın ve ipek gibi pahalı eşyaları kullanmayı yasaklamasının (B5426 Buhari, Et’ime, 29; M 5400 Müslim, Libas ve zinet, 5) nedenlerinden birisi de budur.“De ki: Ey kendileri aleyhine israf eden (haddi aşan) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53)

İsraf hangi şekilde açığa çıkarsa çıksın insanın kendisine kötülük etmesidir. Bu bazen sahip olunanları ölçüsüz tüketme, bazen kul hakkı yeme, bazen de kibre kapılma şeklinde açığa çıkabilir. Kur’an bize bundan sakınmayı emrederek, vasat/ orta yolu tutan bir ümmet olmaya “Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın” (İsra, 17/29) beyanıyla sevkeder.

Başka bir açıdan, “İnsanların mescit (yaptırma) konusunda birbirlerine karşı övünmeleri kıyamet alametlerindendir” (N690 Nesai, Mesacid, 2) hadisi, israfın hem gereksiz harcama, hem de Allah’ın rızası dışında bir gaye ile hareket etmeyi içerdiğini ifade eder.

Güzel olan kendisinde emanet olan malı ölçüsü içinde Allahın başka yarattıkları ile paylaşabilmektir. “Ve o mü’minler ki…Kendilerine vermiş olduğumuz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.” (Bakara, 2/3)

            Ancak zamanın da bir fetvası vardır. Bediüzzaman Hazretleri, eskiden çoğu Müslümanların maddi olarak iyi koşullarda olduğunu, bu sebeple de  refah içinde yaşama ruhsatı bulunduğunu, ancak şimdi çoğu müslümanın aç ve kıt imkanlar içinde olmasından dolayı, refah içinde yaşamaya şeriatın izninin kalmadığını söyler.[5]

            Mü’min helalinden kazanmalı, Allah’ın verdiği nimetlerin kendi üstünde gözükeceği şekilde, fiilen şükür vaziyetinde bir hayat sürmelidir. Saçıp savurmadan yemeli, giyinmeli ve çokça hayırda kullanmalıdır. Zaten bunun dışında da malından kendisine fayda yoktur.

            Rabbimizden, güzelliğin kendisi olan “denge” içinde yaşayan, israf ve lüksten sakınan, vasat ümmetin fertlerinden olmayı niyaz ediyoruz.

 


[2]Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslam, 5.Baskı, Ankara,2013, Cilt 3, 519

[3] A.g.e. 518

[4] A.g.e. 518

[5] Bediüzzaman Said-i Nursi, Sözler, Zehra Yayınevi, İstanbul, 2006, 

Yorumlar

suat yılmaz - 23-11-2015 - 21:34:05
güzel bir yazı
Teşekkürler Arif abi... istifade ettik. Zehra portalda 'Kırık Tahta Kaşık' başlıklı makaleyi tavsiye ederim. Bu yazı da 'İsraf'la alakalı...
Sizde yorum yazmak için tıklayınız.

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında

Bazen zayıf, zalim olur
Ye’s ile su’-i zandan za’f-ı kalb neş’et eder.

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 

Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net