Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Tarih & Kültür

II. Abdulhamit
“Rumeli’nde ve bilhassa Anadolu’da Türk unsurunu kuvvetlendirmek ve her şeyden evvel de içimizdeki Kürtleri yoğurup kendimize mal etmek şarttır.”(Aktaran Klein,2014,s.100) ...

II.Abdülhamit Tanzimat devriyle kıyaslandığında tam bir emperyalizm döneminde iktidara gelmiştir. Düvel-i Muazzama Osmanlı’ya karşı daha saldırgan bir tutum takınmıştı bu dönemde. (Georgeon,2012,s.263)  Balkanlar’da toprak kayıplarının ardından İngilizler 1882’de düzen getirmek bahanesiyle Mısır’ı işgal etti. Fransa Cezayir’i 1830’da, Tunus’u 1881’de işgal etti. (Üngör,2016,s.67) Bu gelişmelerden sonra İmparatorluğun ağırlık merkezi doğuya, Anadolu ve Arap vilayetlerine kaymıştır. Abdülhamit, Arnavutluk’ta, Suriye’de, Kürdistan’da ve Hicaz’da Müslümanlar arasında filizlenmeye başlayan bölgeci hareketlere, özerklik ve ayrılık yanlısı eğilimlere karşı evrensel, birleştirici bir ilkenin acilen öne sürülmesini gerekli görür ve bu anlamda hilafet ilkesine sarılır. (Georgeon,2012,s.270) Sultan, Balkan devletlerinin bağımsızlığının ardından Arapların da İmparatorluk’tan ayrılacaklarına ve bunun Anadolu’nun Rumlara, Ermenilere ve belki de Kürtlere kaptırılmasına yol açacağına inanıyordu.(Karpat,2103,s.516)

 Abdülhamit meşruiyet ve rıza üretimini modernleşmenin bir gereği olarak kavramıştı. Hilafeti sembolik bir kurum olmaktan çıkarıp, Papalık benzeri bir siyasi makama dönüştürmesi ilk adımıydı. Müfredat ve giderek geliştirilen kamusal semboller ve merasimler, sultana ve devlete sadakat telkin eden bir İslami söyleme dayandırılıyordu. Tebaa, Selim Deringil’in tabiriyle “ön yurttaş”a dönüştürülüyordu. Abdülhamit modern ulus devletin çerçevesini çiziyor ve Müslümanlığı modern millet kalıbına dönüştürüyordu. Milliyetçiliğin toplumsal seferberlik ve nüfuz gücü Abdülhamit döneminde kurulmaya başlandı.(Bora,2017,s.34) Savaş, işgaller gibi uluslar arası gelişmeler sultan-halife tarafından temsil edilen sömürgecilik karşıtı ve anti-emperyalist bir Müslüman milliyetçiliğine yol açtı.(Karpat,2009,s.44)

Tanzimat ıslahatlarının başat unsuru olan idari merkezileşme Abdülhamit döneminde haberleşme araçlarındaki ciddi gelişme ile gerçekleşebildi. Abdülhamit Nüfusu, orduyu ve hükümeti daha iyi denetlemek için geniş bir haber alma teşkilatı kurdu. O dönemin söz dağarcığında Fransızca kökenli Jurnal kelimesi yeni bir terim olarak belirmeye başlar. Kelime “istihbarat raporu” anlamında kullanılır. Yıldız’da umur-u hafiye adıyla gizli bir polis teşkilatı oluşturulur ve çalışan polislere de hafiye adı verilir. Hamid’in saltanatı mutlak merkeziyetçilik şiarına dayanır. Mehmet Ali örneğini aklında tutan Sultan’ın en korktuğu şey vilayetlerin özerkleşmesi ve imparatorluğun dağılmasıdır. Bu nedenle valiler üzerindeki otoritesini ve denetimini titizlikle muhafaza etmeye çalışır. (Georgeon,2012,s.219) II.Abdülhamid’in gayreti “Osmanlı’nın haşmetini ve emperyal kabiliyetini ihya etmek için devleti güçlendirmek”ti. Bunun için ciddi bir modernleşme atılımını gerekli görüyordu. Sanayiden askeriyeye, istatistik-sayım çalışmalarıyla ve fotoğraf arşivi gibi devletin eylem kapasitesini arttırmaya yönelik rasyonaliteye dayanan bir ıslahat seferberliği başlattı.(Bora,2017,s.33)

Abdülhamit’’in merkezileşme ve Müslüman birliği adına devasa projesi Hicaz Demiryolu yapımıdır. Kalkınmanın ve ilerlemenin işareti olan demiryolu İslam’ın kutsal merkezilerine kadar sokulacaktı. Proje 1900’de başlatılır. Dini boyutun ötesinde Abdülhamit’in zihninde projenin başka amaçları vardır. Demiryolu ayaklanmanın kıyısında yaşayan hassas bölge olan Hicaz’a, Asir’e ve Yemen’e hızla asker sevkine olanak verecektir. Ayrıca kolonizasyon, siyasi denetim, uzak denizlere ulaşma gibi boyutlar da amaçlananlar arasındadır. (Georgeon,2012,s.498-9)

Toprak kayıplarının ardından Abdülhamit Anadolu’daki dinsel dengenin de değiştirilmesi gerektiğini düşündü. Yüz binlerce muhacir için Doğu Trakya, Boğazlar ve Kilikya gibi stratejik önem taşıyan bölgelere öncelik veren bir iskan planı hazırlandı. Bu muhacirlerin büyük kısmı Türk değildi, Balkanlar’dan Boşnak ve Pomaklar, Kafkasya’dan Çerkezler gibi Müslüman yerli gruplardan oluşuyordu. Dolayısıyla bu grupların siyasi olarak Osmanlı toplumuyla bütünleştirilmesi için ideolojik temel olarak da ancak İslam işe yarayabilirdi. (Adanır,2005,s.21)

Müslüman nüfusun arttırılmasını hedefleyen Abdülhamid için, Kafkasyalılar yeni bir nüfus kaynağı olarak önem kazanıyordu. 1897’de Abdülhamid bizzat kendisi bir muhacirkomisyonu kurup başına geçti. Bu komisyonun amacı, Müslümanların Osmanlı’ya göçünü teşvik etmekti. (Dündar,2010,s.44-45) Osmanlı idaresi –mesela Bosna-Hersek’ten gelen- Müslüman göçünü etkin bir şekilde teşvik ederken, aynı zamanda yeni çevrelerinde mutsuz olan göçmenlerin, asıl memleketlerine dönmeleri konusunda cesaretlerini kırmıştır.(Adanır,2005,s.21)

 “Bizim bahtsızlığımız, imparatorluğumuzun mütecanis bit kütleden teşekkül etmeyip kendi aralarında mezhep birliği olmayan Hıristiyan unsuru da havi olmasıdır.(…) Bir devlet içinde muhtelif dinlerin ve mezheplerin mevcudiyeti zararlıdır.” (Abdülhamit, Siyasi Hatıratım, aktaran Georgeon,2012,s.443)

Tanzimat reformları her ne kadar vatandaşları eşitlemiş ve gayrimüslimlerin de askerlik yapacağını öngörmüşse de Abdülhamit’e göre “gayrimüslimlerden askerlik hizmeti istemeyi düşünmek hayal kurmaktır ve bizim için intihardan farkı yoktur.” “Bu kadar saçma bir fikri hiçbir halife kabul etmez.” diye haykırır.(Abüdlhamit Siyasi Hatıratım,aktaran Georgeon,s.344)

Abdülhamit dönemi Osmanlıcılığın bir kenara bırakıldığı bir dönem değildi. Abdülhamit rejimi Osmanlıcılığı İslami karakterle yeniden tarif etti. Hamitçi Osmanlıcılıkta dini, etnik ve ulus-üstü kimlikler arası sınırlar bilinçli olarak bulanıklaştırıldı.(Hanioğlu,1988,s.7)

Abdülhamit siyasi hatıratında şöyle der:

“Rumeli’nde ve bilhassa Anadolu’da Türk unsurunu kuvvetlendirmek ve her şeyden evvel de içimizdeki Kürtleri yoğurup kendimize mal etmek şarttır.”(Aktaran Klein,2014,s.100)

“Meşrutiyetle idare edilebilmek için, memleketimiz kâfi derecede olgun değildir. Bu bizim için bir felâket olur; çünkü bu idare bütün fertler arasında eşitliği gerektirir. Bizde ise böyle bir şey düşünülemez. İmparatorluğumuz, Türklerden, Araplardan, Rumlardan, Ermenilerden, Bulgarlardan, Ulahlardan, Arnavutlardan, Yahudilerden teşekkül etmiştir. Bu unsurlar, istiklâllerinden ve kiliselerini kendi idare etmek hakkından vazgeçmek istemezler. Bundan başka müşterek bir dilimiz olmadığı da malûmdur, gene bu unsurlardan hiçbirisinin anadilinden vazgeçip Türkçeyi resmî dil olarak kabul etmeyeceği de aşikârdır. Bu şartlar altında Osmanlılarda millî his nasıl köklenebilir? Zaten Hristiyan tebaamız, büyük devletlerle işbirliği yapmaktadır, Slavları Rusya, Ermenileri İngiltere, Rumları da kâh biri, kâh öbürü himaye etmektedirler.”

Modern öncesi dönemi bir tarafa bırakırsak, 19.yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Kürdistan terimi idari bir isim halini aldı. Osmanlı devleti 1847 yılında sınırları belirli büyük bir eyalet ve idari yapı oluşturdular ve buraya Kürdistan Eyaleti ismini verdiler. Bu merkezi hükümeti kurma amacına yönelikti; Kürdistan’ın siyasal mevcudiyetinin kabulü değildi. (Özoğul,2005,s.51) II.Mahmud Kürdistan’ın güçlü özerkliklere sahip birçok emirliklerini 1830’lu yıllarda ortadan kaldırdı. Osmanlı İmparatorluğunun düzenlediği iç seferler ile bu emirliklerin yok edilmesini Kieser(2005) “iç-sömürgeleştirme” olarak adlandırır. (s.24,67) Rusya (1828-1829) ve Mısır(1830’lu yıllar) savaşları Osmanlı için bu “iç sömürgeleştirmeyi” kaçınılmaz kılıyordu.

1842’ye kadar Osmanlıya sadık olan, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın idaresinden etkilenerek emirliğini güçlendiren Bedirhan Bey daha sonraki beş yıl içinde Osmanlının yeni idari politikalarından çok rahatsız olmuş görünüyordu ve 1847 yılının yazında Osmanlı devletine karşı ayaklandı. Bu ayaklanma, Bedirhan’ın topraklarını bölmeyi ve otoritesini zayıflatmayı amaçlayan Osmanlı merkezi hükümetinin uyguladığı sisteme karşıydı. İsyan bastırıldı ve Bedirhan Bey İstanbul’a gönderilerek kendisine maaş bağlandı. (Özoğul,2005,s.94-5)

Kürt emirliklerinin çökmesinin ardından zamanla yerel aşiret beyleri ve şeyhler otorite boşluğunu doldurdu. Bu beyler kendileri adına Kürt ve Ermeni köylülerinden vergi almaya başladılar. Tanzimat çifte vergilendirmeye sebep olmuştu, köylüler hem devlete hem de yasal olmasa da yerel beylere vergi vermeye başladılar.(Kieser,2005,s.66,170) Kürdistan, merkezi devlete gitgide yabancılaştı.

Diğer yandan 19.yüzyılda Batılı Hıristiyan misyonerleri, tüm dünyaya olduğu gibi Osmanlı’ya da İncil anlayışlarını taşımaya başladılar. ‘Nuh’un bahçesine, ‘İncil Topraklarına’, ‘Hıristiyanlığın ve insan ırkının beşiğine’ ayak basmak arzusuyla, Küçük Asya’nın çokuluslu bölgesine büyük bir enerjiyle girdiler.(Kieser,2005,s.22)

Misyonerler 1840’lı yıllarda ilk olarak Kürdistan’da iki cinsiyet için eğitim veren modern okulları açtı. Protestan misyonlar bölgede Ermenilerin, Süryanilerin, kısmen de Alevilerin “ulusal Rönesans”ının yaratılmasına katkıda bulundu. Halk diline önem verme, İncil’in Ermenice, Süryanice, Rumca ve Kürtçe çevirileri, Hıristiyan millet anlayışı, vatandaşlık gibi alanlarda misyonların faaliyetleri kimlik değiştirici etkide bulunuyordu. Ayrıca misyonlar okul, hastane, kadınlara yeni alanlar gibi yatırımlarda bulundular. (Kieser,2005,s.25,101)

Bölgede devlet okulları 19.yüzyılın ikinci yarısı gibi geç bir tarihte kurulmaya başladı. Bu konuda Balkan Vilayetleri, Orta ve Doğu Anadolu bölgesine göre imtiyazlıydı. Bu eğitim boşluğunu bölgedeki şeyhler dolduracaktır. Kürt halkı misyonerlik çabalarına uzak kaldı ve şeyhler etrafında toplandı. Emirlikleri yıkılan Kürtler Tanzimat’ın kaybedenleri, misyonlar ve gayrimüslimler ise eğilim olarak kazananları görünümüne büründü. Bu durum Kürtlerin hoşnutsuzluğunu uyandırıyordu. 1877-78 Rus-Osmanlı Savaşı ile Ermenilerin ve Kürtlerin varoluşları ile ilgili düşündükleri temel sorunlar iyice keskinleşti.(Kieser,s.84,148) Savaş sonrası Doğu Anadolu büyük bölümü harabeye dönmüştü. Hıristiyan topraklarının çoğunun kaybedilmesinden sonra Hıristiyanların çok olduğu bölgenin de Ermenistan olarak imparatorluktan kopması korkusu yaygınlaşmıştı. Osmanlı-Rus Savaşı’nda da sınırlı sayıda Ermeni Ruslara destek sağlamış ve savaştan sonra da İngilizler bir reform programı(1879) açıklamışlardı.(Klein,2014,s.44) Berlin Kongresi’nde Ermeniler’e vaat edilen reformlar ve Kürtlere karşı korunması istemleri, Kürtlerin hoşnutsuzluğunu artırdı. (Kieser,s.166)

Emirliklerin yıkılmasının sonucu iktidar boşluğu ile yükselen dini figürlerden biri olan Şeyh Ubeydullah önderliğinde merkezi hükümete karşı bir isyan örgütlenir. İsyanın nedeni, Osmanlı Devletinin 1878’de imzalanan Berlin Antlaşmasından sonra Ermenilere yaptığı vaatlerdi. (Özoğul,2005,s.97) Berlin Antlaşmasında Kürtlerin ve Çerkeslerin baskın ve yağmaları karşısında bölge Ermenilerinin emniyetini güvence altına almayı amaçlayan reformların hayata geçmesinden korkan Şeyh Ubeydullah, Kürt reislerinden oluşan geniş bir koalisyon kurdu.(Klein,2014,s.45) İsyanın bastırılmasından sonra İstanbul’a sonra da 1883 yılında öldüğü Hicaz’a sürüldü. (Özoğlu,2005,s.98)

Kürt Beyliklerinin dağılmasından sonra bölge “vahşileşmiş” bir yapı görünümündeydi ve bu hal hiçbir zaman durulmadı. Devletin beyliklerin otoritesini zayıflatmak için Tanzimat devrinde uyguladığı iç seferler azalınca, aşiretler bölgelerinde kendi hakimiyetini ve kendi yasalarını geçerli kılmaya başladı. Bu da aşiretler arası çekişmelere ve kan davalarına sebep oldu. Bazı güçlü aşiretlerin ve devlet kurumlarının keyfi uygulamalarıyla yaşam koşulları daha da güvensizleşmişti.(Üngör,2016,s.65-6) 18.yüzyılda filizlenen Ermeni milliyetçiliği bu dönemde belirginleşmişti. Sosyalizm ve milliyetçilik düşünceleri, Ermenilerin yerel Kürt eşkıyadan sürekli zülüm gören ve devlet tarafından korunmayan köylü hemşerilerini koruma girişimiyle birleşti.  Kieser(2005)’e göre Berlin Kongresinde verilen sözlerin tutulmayışının yarattığı hayal kırıklığı, 1880’li yıllarda Rusya ve Balkanlar’ın sosyalist ve milliyetçi modellerinden esinlenen bir Devrimci Ermeni hareketinin doğmasına yol açtı. (s.199) Bir kısım Ermeniler tarafından eşitlik mücadelesinden başka reform taleplerine ve tam bağımsızlığa kadar uzanan farklı amaçlarla devrimci örgütler kuruldu. Üç önemli örgüt: Armenakan(1885), Hınçak Partisi(1887) ve Taşnaksutyun(1890). Bunların Rusya’dan aldığı desteğin yanı sıra Avrupalı güçlerden diplomatik ilgi görmesi nedeniyle merkezi hükümetin gözünde Ermenilere karşı kuşkuları büyüttü. Devrimciler 1880’lerin sonundan, özellikle de 1890’ların başından itibaren yoldaşlarını, silahlar ve çeşitli yayınlar ile İran ve Rus hudutlarından imparatorluk topraklarına geçirmeye başladılar. (Klein,2014,s.45-6,51)

Osmanlı İmparatorluğu artık birçok bakımdan ulus-devlet gibi düşündüğü için aşiret bölgelerinde idari otoriteyi ve yönetimselliği güçlendirme üzerine azami çaba harcıyordu. Sınır bölgelerde başlatılan iç sömürgeleştirme hamlesinin bir boyutu da Abdülhamit’in Hamidiye Alayları projesidir. 1890 sonları aşiretlerden düzensiz süvari alayları kurmak üzere asker toplama planları üzerine çalışıldı. Bu proje için Rusya’daki Kazak birlikleri model alınıyordu. Aşiretleri bu düzensiz askeri yapıya almanın amaçları çok yönlüydü. Birincisi, merkezi otorite devlet otoritesinin uzanmadığı unsurları saflara katacaktı; çok az vergi ve düzenli orduya çok az asker veren bir halktan bu ikisini toplama imkanı sağlanacaktı. İkincisi, merkezi yönetim için belli bir tehdit oluşturan yerel güçler arasında ihtilaftan yararlanılarak ve biri diğerine karşı desteklenerek denge oluşturulacaktı. Üçüncüsü, Osmanlılık mefhumunun zayıf olduğu bu bölgeye nüfuz edilebilmesini sağlayacak; buradaki halkın medenileşmesine ve asilime edilmesine yardımcı olacaktı. Dördüncüsü, Rus istilasına karşı askeri güçleri destekleyecekti. Ve son olarak, yeni filizlenen Ermeni devrimci hareketine karşı koymaya hizmet edecekti.(Klein,2014,s.48)

Hamidiye Alaylarının kuruluşu ümmete dahil olmayan grupların gelişimine izin vermek yerine onları iktidardan yoksun bırakan bir politikanın parçasıydı. Bu politika Doğu Vilayetleri’nde ister Ermeni ister Kürt olsun herhangi bir federasyonu veya özerkliği reddediyor ve Tanzimat’ın modern merkezileştirmesini başka bir ideoloji temelinde devam ettiriyordu.(Kieser,2005,s.205) Kürtler Osmanlı Devletinin saflarına çekilip medenileştirilecek ve özel savaşçı nitelikleri efendilerinin mülkünün hizmetine sunacaklardı. Sultan onlara kendi adını vererek onlara özel olduklarını göstermek ve aralarında gelişecek özel bağı vurgulamak için alaylara kendi ismini verdi.(Klein,2014,s.56)

İmparatorluğun aşiret nüfusunu asimile etmek ve medenileştirmek gayesiyle Hamidiye Alayları’nın kuruluşundan kısa süre sonra İstanbul’da Osmanlı Aşiret Mekteb-i Hümayunu açıldı. Bu okulda aşiret reislerinin çocuklarının bir kursu tamamlamaları, rütbe ve payelerle memleketlerine subay olarak dönmeleri ve bu şekilde aşiret gençlerine örnek olmaları hedeflenmekteydi. Böylelikle aşiret nüfusu Osmanlılaşacak, yerleşikleşerek zirai üretimi artıracak ve cehaletin karanlığından kurtarılacaktı. Girişim sultanın Sünniliği teşvik etme ve Türkleştirme politikasına da uyuyordu. Hamidiye alaylarının hemen hemen hepsi Kürtlerden müteşekkil iken Aşiret mekteplerinde çeşitli kökenlerden öğrenciler bulunuyordu. Arap öğrenciler Kürtlerden daha fazlaydı.(Klein,2014,s.92-6)

Hamidiye Alayları reislerinden öne çıkan isim Miran Aşireti reisi Mustafa Ağa’ydı. İlk Kürt gazetesi Kürdistan’da 1900’de Abdurrahman Bedirhan tarafından ismi zikredilerek Ermenilere ve Kürtlere her türlü zulmü işlediğini yazılır. Mustafa Paşa’nın hikayesi çoğu kez güçlü devlet memurlarının himayesiyle aşiretlerin 19.yüzyılda nasıl Kürt toplumunun en güçlü toplumsal ve siyasi birimler durumuna geldiğini gösterir. Bölgedeki şiddetin başlıca failinin Hamidiyeler olduğunu gösteren sayısız belge vardır. Hamidiye aşiretlerinin Hamidiyeli olmayanlara karşı yağma baskınları veya başka saldırılarda büyük bir eylem serbestisi tanınmıştı. Zaten kendi ağaları tarafından sonuna kadar sömürülen ve rakipler arasındaki kan davalarının mağduru olan köylülerin güvenliği ve gelirleri Hamidiye’nin oluşturulmasından sonra pek çok yerde hızla azaldı.(Klein,2014,s.103,160) Rus-Osmanlı savaşından fazlaca etkilenen tutucu Ermeni burjuvazisinin aksine ekonomik durumu daha bozuk olan köy ve şehir Ermenileri, Rus ordusunu kurtarıcı olarak selamlamışlardı. Bu nedenle Rus ordusunun ilerlemesi esnasında ve sonrasında Ermeni köyleri intikam saldırılarının ana hedefi durumuna düşmüştür.(Kieser,2005,s.302)

1890’ların başından beri Ermeni devrimcilerin yerleştiği Sason’da bir direniş örgütlenir. 1894 ilkbaharında Ermeniler emniyetlerini sağlamak için ödenen haracı Kürt aşiret reislerine vermeyi reddeder. Ermeni çeteleri Kürtlere saldırı onlar da cevap verir. Fakat bu sıradan hadise tüm doğu vilayetlerini kana boyayacak şiddet olaylarını başlatır. Sason olayı Abdülhamit’in “tüm düşüncelerine yön veren Balkan travmasını”(Kieser,2005,s.357) uyandırır. Abdülhamit 4.  Ordu ve Hamidiye alaylarını birlikte bu küçük ilçeye gönderir. Çok vahşice olan saldırıda İngiliz konsolosu ölen kişi sayısını 900 olarak verir. Ama bazı tahminlere göre binlercedir. Sonbaharda Erzincan ile başlayan katliamlar dizisi Bitlis, Bayburt, Erzurum, Diyarbekir, Malatya, Harput, Sivas Antep, Kayseri ve Urfa olarak devam eder.(Georgeon,2012,s.397-400) Osmanlı Bankası’nın İstanbul’daki Şubesinin Taşnak Partisi tarafından işgal edilmesi de devam edilen katliamların gerekçesi olur.(Kieser,2005,s.218)

Kurban sayısını belirlemek güçtür. 1896’da Amerikalı misyonerler 37.000 Ermeni’nin ve 1.800 Müslüman’ın öldürüldüğünü ileri sürüyorlardı. Osmanlı tarihinde bu boyutta bir başka katliama rastlayabilmek için epey eskilere uzanmak gerekir.(Georgeon,2012,s.400) Nasıl ki Abdülhamit’in otoriter iktidarı Georgeon’un(2012) ifadesiyle “20. hatta 21. Yüzyılın siyasi rejimlerinin gelişini haber veriyor”(s.18) ise onun dönemindeki bu Ermeni katliamları da 20.yüzyıldaki soykırımlardan haber veriyor.

Bu şiddet eylemlerinin ana tetikleyicisinin reformlardan duyulan korku olduğu açıktır. Reformların içeriğinden Doğu’daki Müslümanların çoğu neredeyse habersizdi ve bilgi sahibi olanlar da bu reformları Hıristiyan(gavur) egemenliğinin ilk adımı olarak görüyordu. Katliamlara sadece Hamidiye Alayları değil fakirleşmiş Kürtler de yağma maksadıyla katılıyorlardı. (Kieser,2005,s.217) Müslümanlar bu reformların Ermenilere bağımsızlık vermeye yönelik olduğu inancındadırlar. Rus Savaşı bozgunundan ve sonrasında Balkanlar ve Doğu’daki toprak kayıplarından, topraklarından kovulan binlerce Müslüman’ın tehcir edilmesinden beri Müslüman nüfusta derin bir hınç duygusu algılanır.(Georgeon,2012,s.407)

Kieser(2005) şu yorumu yapar:

“Sultanın tüm düşüncelerine yöne veren Balkan travmasından kurtulması, Osmanlı Tanzimat ilkelerini sürdürmesi ve uluslar arası kamuoyu tarafından talep edilen Doğu Vilayetleri reformlarını kesintisiz uygulamaya koyması gerekirdi. Devletin, misyonerlerin ve uluslar arası çabaların bir araya gelmesi, Devrimci Ermeni Hareketini gereksiz kılabilirdi. Abdülhamit bunun tam tersini yaptı. Ermenilerin emperyalist büyük devletlerin maşası olduğunu ve Ermeni reformlarının imparatorluğun sonu anlamına geleceği söylemini yıllar boyunca sansür altındaki kamuoyunun beynine kazımıştı.”(s.357)

Kaynakça

Bora,T., Cereyanlar, İletişim,2017

Georgeon, F., Sultan Abdülhamit, Çev: Ali Berktay, İletişim, 2012

ed.Gültekin,M.& Bora.,T., Cumhuriyet’e Devreden Düşünce Mirası: Tanzimat ve Meşrutiyetin Birikimi, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Cilt 1, İletişim, 2009

Karpat, K., İslam’ın Siyasallaşması, Çev: Şiar Yalçın, Timaş, 2013

Karpat, K., Osmanlı’dan Günümüze Kimlik ve İdeoloji, Çev: Güneş Ayas, Timaş, 2009

Kieser,H., Iskalanmış Barış: Doğu Vilayetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839-1938, İletişim Yayınları,2005

ed.Kieser,H.,Turkey Beyond Nationalism,I.B.Tauris,2006

Klein, J., Hamidiye Alayları,İmparatorluğun Sınır Boyları ve Kürt Aşiretleri,Çev:Renan Akman, İletişim,2014

Mardin, Ş., Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu, İletişim, 2006

Özoğlu,H., Osmanlı Devleti ve Kürt Milliyetçiliği, Kitap Yayınevi,2005

Üngör,Ü., Modern Türkiye’nin İnşası:Doğu Anadolu’da Ulus Devlet ve Şiddet, İletişim, 2016

der. Zürcher,E., İmparatorluktan Cumhuriyete Türkiye’de Etnik Çatışma,İletişim,2005

Yorumlar

Hiç yorum eklenmemiş. Tıkla ! İlk ekleyen sen ol ...

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında

Bazen zayıf, zalim olur
Ye’s ile su’-i zandan za’f-ı kalb neş’et eder.

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 

Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net