Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Risale-i Nur Notları

‘İmkan’ Kavramı Çerçevesinde Varoluşu İnkıtaa Uğratan Ahlaki Hastalık Olarak Ye’s ve Gurur
Birer ahlaki hastalık olarak ifade edilen ye’s ve gurur daha bir üst çerçevede, varlık ve yokluk gerginliğinde, bizi yokluğa doğru çeken engeller olarak karşımıza çıkar. ...

“Mümkin ünvanı altındaki eşyanın vücudunda tegayyür var. Yani keyfiyetleri, halleri değişir. Binaenaleyh mümkin olan bir şeyin daima bir halde tevakkuf ve sükut etmekle atalette kalması, o şeyin ahval ve keyfiyetleri için bir nevi ademdir..." / Mesnevi- i Nuriye

     İmkan kavramı ve bu kavramın ahlaki bazı durumların sebebi olabileceği ilk bakışta telif edilemez olarak görülebilir. Fakat imkan kavramını sadece tanımı gereği ‘şeyin varlığı ve yokluğunun eşit olması’ anlamında aldığımız vakitte böyledir. Oysa insanın imkan kavramı ile birlikte hangi vasıfları yüklendiği dikkate alınırsa imkan ile ahlak ilişkisini konuşmak için bir zemin oluşacaktır.

     İmkan kavramı İslam felsefesi özelinde ‘zorunlu’ kavramının mukabili olarak kullanılır. Kavramların imledikleri başka kavramları da dahil ederek aralarında ki ilişkiyi şöyle tasvir edebiliriz:

     Zorunlu kavramı kemal, sükun, kıdem, istiğna gibi mefhumları, mümkün kavramı ise bu mefhumların karşıtları olan noksan, hareket, hudus, ihtiyaç gibi mefhumları zımnında barındırır. Yani zorunlu olarak nitelediğimiz varlığın aynı zamanda kemal halinde, kadim, müstağni ve sakin olduğunu da söylemiş oluruz. Mümkün kavramının kaplamında olan varlıkların ise aynı zamanda nakıs, muhtaç, müteharrik ve ‘kendisini bir yokluğun öncelediği’ anlamda hadis olduğunu da söylemiş oluruz. Bu durumda zorunlu ve imkan kavramları felsefi dizgede Allah ile mevcudat arasında taksim edilir. Allah, zorunluluk ile beraber bütün kemal sıfatların sahibi, insan ise imkan ile birlikte noksan diyebileceğimiz sıfatları kendinde taşıyandır.

     Mümkün bir varlığın meydana gelebilmesi için dört sebebin var olması gereklidir. Bunlar; maddi, suri, fail ve gaye sebeplerdir. Basit bir analoji ile bu nedenleri şöyle anlayabiliriz: Bir marangozun yapmaya karar verdiği bir masa düşünelim. Bu masanın varlığı ilk önce marangozun onu gaye edinmesi ile ilgilidir.  Sonra bu masanın kendisinden yapılacağı bir maddesi olması gereklidir ki bu da tahtadır. Fail, marangozdur. Geriye kalan ‘suri neden’ ise tahtadan bir çok şey yapılabilecekken tahtaya verilen masalık sureti ile tahtanın masa olarak var olmasıdır. Aynı şekilde gayesi meyve olan fakat bu meyveyi kendisinde bir imkan olarak barındıran bir tohumu örnek olarak verebiliriz. Yahut kendisinde imkan olarak görmeyi barındıran gözü, fakat gözün görme filini gerçekleştirebilmesi için ışığın gerekliliği örnek olarak verilebiliriz. Tahta, göz ve tohum özelinde dile getirilen bu düşünceyi, mümkün olan bütün varlıklara şamil kıldığımızda karşımıza şu ifadelerde özetlenen bir resim çıkar:

“Âlemde meylü’l-istikmal vardır. Onunla hilkat-i âlem, kanun-u tekâmüle tâbidir. İnsan ise, âlemin semerat ve eczasından olduğundan, onda dahi meylü’l-istikmalden bir meylü’t-terakki mevcuttur.” (Muhakemat)

 “Vücut kemâli ister, kemâl de sübutu iktiza eder. Öyleyse, vücudun vücudu, kemâl iledir.” (Mesnevi-  i Nuriye)

   İnsanın da kendisinde bulunan ve birer gaye olarak tasavvur edebileceğimiz imkanları gerçekleştirmesi gerekmektedir. İnsan-ı kamil bu anlamda kendisinde bulunan bütün imkanları gerçekleştirmiş bir olarak karşımıza çıkar. Fakat mevcudatta olduğu gibi insanın da gayesine doğru seyrederken karşısına çıkan bir takım engeller, onu bu imkanlarını gerçekleştirmekten alıkoyar. Bediüzzaman’ın ifadesiyle bir kanser olarak birey ve toplumların damarlarına sirayet eden ye’s, insanın önündeki en büyük engellerden biridir. Nitekim insan, her bir kemali aşıp bir başkasına doğru seyrederken, karşısında kendisini bu ‘varoluş seferinden’ geri bırakmak isteyen ye’s ile karşılaşacaktır. İmkan olarak kendisinde içkin olan bütün kemaller ye’sin musallat olması ise yokluğa mahkum olacaktır. 

    Bir şekilde üstesinden gelinen ye’sin ardından ise insanın elde etmiş olduğu kemalde sükununa ve başka bir kemale meyletmemesine sebep olan ‘gurur’, yokluğu başka bir cihetle karşımıza çıkaran ahlaki bir hastalıktır. Şevkin ve arzunun nesnesi olarak ortaya çıkan varoluşun geri kalan basamakları ‘gurur’ ile geri tepilmiş olur. Çünkü gurur kendinde olan kemal ile yetinmeyi, bir başka kemale tenezzül etmeme halini kişiye zerkeder. Dolayısıyla her vakit bir başka kemali gerçekleştirmeye müsait olan insanın fıtratı, imkan veyahut yokluk olarak ifade edebileceğimiz “sükun haline” kendisini mahkum eden ye’s ve gurur hastalıklarının üstesinden gelmelidir.

    Birer ahlaki hastalık olarak ifade edilen ye’s ve gurur daha bir üst çerçevede, varlık ve yokluk gerginliğinde, bizi yokluğa doğru çeken engeller olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla bu hastalıklar ‘ahlak’ ile beraber varlığımızda tehlikeye atan erdemsizlikler olarak karşımıza çıkar.

Hayat bir cidaldir.

Şevk ise matiyyesidir.

İşte, himmetiniz şevke binip mübareze-i hayat meydanına çıktığı vakit, en

evvel düşman-ı şedîd olan yeis rastgelir Kuvve-i mâneviyesini kırar.

Siz o düşmana karşı, “Ümidinizi kesmeyin” (Zümer Sûresi: 39:53) kılıncını istimal ediniz. (Münazarat)

Yorumlar

Hiç yorum eklenmemiş. Tıkla ! İlk ekleyen sen ol ...

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında

Lahika yerine bir hatırlatma
Evvel ahir tavsiyemiz: Tesanüdünüzü muhafaza; enaniyet, benlik, rekabetten tahaffuz ve itidal-ı dem ve ihtiyattır

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 

Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net