Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Düşünce & Kuram

İstişare ve hürriyet denkleminde yönetme
İslam, hür düşünceyi ve bunu ifade etmeyi sadece teminat altına almaz, aynı zamanda dinî ve sosyal bir sorumluluk olarak insana yükler ...

Allah, hükümlerinin icra ve tatbiki için yeryüzünün halifesi olarak insanı seçmiştir. Bu seçim o kadar önemlidir ki; işlerinde istişareden münezzeh olan Allah, insanı halife yapacağını müşavere şeklinde bir konuşmayla meleklere açmıştır. Allah’ın emirlerine itirazdan münezzeh melekler de, insanın yaratılmasına değil ama yeryüzünün halifesi olmasına ilişkin tereddütlerini bu istişarede ifade etmişlerdir. Tereddüt etmişler çünkü insandaki “hürriyet” in, itaatiyle yeryüzünün ihyasına, isyanıyla ifsadına sebep olacak kabiliyetine, önemine işaret ettiğini anlamışlardır.

İnsanın yaratılışı öncesindeki bu “ilk istişare” nin Kur’an’da anlatılmış olmasının, insanın “halife” seçilmesiyle doğrudan bir ilişkisi var elbet. Bu ilişki, seçilen yönetici veya vekilin meşruiyetinin istişareye bağlı olduğu şeklinde okunabileceği gibi, insanın halifelik görevini hakkıyla yerine getirmesi ancak istişareyle mümkündür, şeklinde de okunabilir. Meleklerin tedirginliği, delillerin ortaya konulduğu bu istişareyle giderilmiş, insanın yeryüzündeki fesadına da ancak istişarenin mani olacağı mesajı verilmiştir.

Başka bir deyişle insanın, melekleri tedirgin eden hürriyetinin olası yıkımlarının önüne geçmek ancak istişareyle mümkün olduğu gibi, meleklere üstünlüğünü sağlayan hürriyetinin teminatı da istişaredir. Çünkü hürriyeti sınırlanmamış güçlü “zalim”, hürriyeti teminat altına alınmamış güçsüz de “mazlum” olur. İslam, ikili ilişkilerden aile hayatına, cemaat hizmetlerinden devlet yönetimine kadar her alanda, hürriyeti meşru nihai sınırlarına kadar teminat altına alan istişareyi emrederek, her türlü zülüm ve mazlumiyetin önüne geçmeyi hedefler.

Bediüzzaman’ın da belirttiği gibi; istibdat (despotizm, otoriterlik, baskı) insanın hem şahsî hem içtimaî en büyük hastalıklarındandır. Baskı bir hastalıktır ve tedavisi de meşverettir. İnsanın hayvana en çok benzeyen yanı baskıcılığı ve boyun eğmekliği, ondan ayıran yanı da hürriyetidir. Hürriyetin teminatı da istişaredir.

İslamî hürriyet, bir yandan insanın başkasına zulmeden elini bağlar, diğer yandan insaniyetinin açığa çıkması için elinden tutar. Bu sebeple, İslam’da başkasının düşüncesine engel olmak yasak olduğu gibi, “düşünmek” farzdır. Delillere dayanan düşünceyi kabul etmek de dile getirmek de bir hak olmanın ötesinde bir sorumluluktur. Çünkü mü’minlerin “aralarında işleri şura iledir ” şeklindeki vasıfları veya “işlerinde onlarla istişare et” emri mü’minlere çift yönlü vazife yükler; karar alınacağı zaman fikir almak ve vermek.

Dolayısıyla İslam, hür düşünceyi ve bunu ifade etmeyi sadece teminat altına almaz, aynı zamanda dinî ve sosyal bir sorumluluk olarak insana yükler. Çünkü dinin ana gayelerinden biri insanı hürleştirmektir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Şeriat âleme gelmiş, tâ istibdadı ve tahakkümü mahvetsin.” Şeriatın emir ve yasaklarındaki yüksek hikmetin bir cephesinde Yaratana karşı itaat, diğer cephesinde yaratılmışlara karşı hürriyet parlar. Bu iki cepheden birindeki eksiklik ya diğerindeki eksiklikten kaynaklanır ya da diğerini eksiltir.

İşte istişare, kul olmayı hür kalmak gören bireylerin, birbirlerinin sınırlarına tecavüz etmeden birbirlerinden istifadelerini sağlayan bir prensiptir. İstişare, hür düşüncelerin aktığı ve ilgililerinin istifade ettiği bir karar mekanizmasıdır. İstişarenin modeli, kalıbı İslam’da net çizgilerle belirlenmemiş olmakla beraber, asıl olan istişare edilen meseleden etkilenecek ilgililerin fikirlerinin, hissiyatının alınacak karara etki edeceği, katkı sunacağı kanalın sağlanmasıdır. Dört raşid halifenin seçimleri ayrı ayrı istişare modelleriyle gerçekleşmiş, fakat her biri en nihayetinde kamuoyunun büyük çoğunluğunun üzerinde hemfikir olduğu isimlerden seçilmiştir. 

Hür düşünceyi bu kadar önemseyen ve teminat altına alan şeriatın, hürriyetle değil “baskı” yla özdeşleştirilmesi iki cehaletten kaynaklanmaktadır; biri şeriat karşıtlarının, biri de bir kısım taraftarlarının cehaleti. Karşıtlarının cehaletinin giderilmesinin önündeki en büyük engel, taraftarlarının cehaletidir. Bahsettiğimiz taraftarlar şeriatı, tek tipleştirici, muhalif fikirlerin nifakla özdeşleştirildiği ve dinin zorla da olsa hayata egemen hale getirildiği “baskıya müsait” bir zemin zannettiklerinden, şeriata ikna etmekle sorumlu oldukları kitlelerin inkârına sebep olmuşlardır.

Henüz İslamî cemaatlerimiz bile istişareyi ve hür düşünceyi kendi yapılarında kurumsallaştırmış değiller. Lidere veya üstte alınan kararlara itaatin ve sorgulamamanın esas olduğu sistemlerle yönetiliyorlar. Hakikat şu ki İslam’da, meşru yöneticinin veya yönetimin kararlarına itaat farzdır. Fakat bu meselenin bir yönüdür. Meselenin daha önemli diğer ve asıl yönü yönetimin alacağı kararlara, yönetilenin fikirlerinin veya itirazlarının akacağı kanalların oluşturulmasıdır. Esasında yönetimin görevi, bu kanallardan akacak fikirlere göre karar almaktır. “Milletin efendisi ona hizmet edendir” hakikati buna işaret eder. “Yönetimin istişarede aldığı karara itaat farzdır” deyip, istişarenin meşruiyetine halel veren “yönetilenin fikirlerinin yansıması” şartını görmezden gelmek, istişarenin yönetici lehine olan gücünü suistimal etmektir.

Sonuç olarak, insanın yeryüzünün halifesi olması sırrının yeryüzündeki en geniş tecellisi muhakkak ki İslam’ın siyasal anlamda hâkimiyetiyle gerçekleşecektir. Fakat öncelikle, üstünlüğü hürriyetinde gizli insanın bu cevherini İslamî camialarımızda açığa çıkarmalıyız. Tüm dünyanın muhtaç olduğu hakiki hür vatandaşların yaşadığı İslamî bir devleti, hür fikirlerin kendini rahatlıkla ifade ettiği istişareyi kurumsallaştırmış cemaatler temellendirecektir. Bireylerini hür düşünmeye ve sorgulamaya alıştırmamış, aksine bu yeteneklerini köreltmiş cemaatlerin temel teşkil edeceği bir devlet ise ancak baskının İslamî kapta içirildiği bir yapıdan ibaret olacaktır. 

Yorumlar

A. Beyret - 23-12-2015 - 12:28:45
Bilmek yapmaya yetmez...
Andromeda veya Cinderella kompleksini çoğumuz okumuşuzdur.. Mesaj çok açıktır aslında hep birileri beklenir gelsin de sürgün hayatı yaşayan Hz. Ademin çocuklarından birini daha kurtarsın diye. Bilmenin yapmaya yetmediğini anlamak, yapmak için ise önce istişare etmek, paylaşmak esastır. Asr suresini okuyan okurken bildiğini sanan bizler alenen önümüze sunulan sonumuzun bizde oluşturacağı olumsuz etkiyi hafifletmek üzere paylaşmalıyız.... Yazar kardeşimizin hatırlatması için teşekkürler.
Sizde yorum yazmak için tıklayınız.

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında

Bazen zayıf, zalim olur
Ye’s ile su’-i zandan za’f-ı kalb neş’et eder.

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 

Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net