15-10-2017 tarihinde eklendi
Hissiyat – Maneviyat
Ne değildir? Bilinip anlaşılan ve bilinmeden inanılan/ hayal edilen/ akledilen iki farklı varoluş değildir.

Nedir?

Aynı bir varoluşun iki farklı ciheti, yönüdür. Faslı âlim İbn ‘Ajîba’nın Kitab Mi’raj al-Tasawwuf ila Haqaq iq a-Tassawwuf’ta söylediği gibi:

“… Hislerle anlaşılan madde mânânın kesafeti, akledilen mânâ ise maddenin letafetidir. Yani eşyanın hissedilebilir veçhesi mânâyı taşıyan ve ihtiva eden bir zarftır. Zâhir kar gibidir ve onun bâtını, hakikati sudur. Kâinat harici itibariyle hissedilebilirken dâhili veçhesi akledilebilir. […] Madde ancak mânâ ile kaim olur; mânâ ise kendini madde üzerinden gösterir. Lâtif olan ve tâdâda gelmeyen mânâ varlık kalıplarına girerek hissedilebilir hale geçer. İnsan ne kadar azmetse de tecelliyat (تجليات) olmaksızın doğrudan Cevher’e erişemez. ” (Jean-Luis Michon tercümesi [Michon’un Müslüman olduktan sonraki ismi: Ali Abdelhalık])

Socrates’in ölümünü ve son sözlerinin Eflatun tarafından anlatıldığı Phaidon’daki (gr. Φαίδων) şu satırlar ne kadar düşündürücü:

“… Varlık iki farklı derecede mümkündür: Biri maddî/hissî, diğeri manevî/akledilen. Manevî olanlar hüviyetlerini daima muhafaza ederken maddî olan varlıklar asla aynı kalamazlar […] Güzel bir cismin maddî varlığı manevî Güzellik’in tecesmüdür […] Vücud hissedilen güzel cisimlere meyleder; ruh ise güzellik, iyilik ve adalet gibi akledilenlere. Ruh tabiatı icabı kudsiyet sahibi, bâkî ve hayy Olan’a varmak ister. Buradan filozof için en iyi metodun ne olduğu anlaşılır: Hissiyattaki cisimlerde tecessüm eden sıfatlardan mânâya, müteâl olanlara yükselmek. Meselâ güzel cisimlerden Güzellik’e yönelmek…”

kaynak:derindusunce

http://zehra.com.tr/hissiyat-maneviyat-_111573.html