Ana Sayfa - Hakımızda - İletişim

Vahyin Gölgesinde

Zühd
"Adem oğlunun bir vadi dolusu malı olsa, mu­hakkak ikinci bir vadinin daha olmasını arzu eder. Ademoğlunun aç gözünü ancak toprak doldurur."(6) ...

O, zühd hayatını, dünyevi imkanları elde etmek için değil, fakat bunlara pek önem vermediği için tercih etmiştir. Kaynaklarda Rasûl-i Ekrem (sav)’in dünyalık itibariyle zengin olmadığı, aksine fakir denebilecek bir hayat sürdüğüne dair bilgiler mevcuttur. Ancak bu bilgiler tek taraflı ve belli bir döneme mahsus olsa da O'nun fakirliği zorunlu değil, ihtiyari bir fakirlik olmuştur.

İlahî mesajları insanlara tebliğ etmekle görevlendirilen peygamberler, insanlığa doğruları iletmek ve göstermek için insanlar arasından seçilen şahsiyetlerdir. Onlar davetlerinin karşılığı olarak, insanlardan ne herhangi bir ücret/karşılık istemişler ne de beklenti içerisinde olmuşlardır.(1) Peygamberler kendi geçimlerini kendi el emekleri ve alın teriyle kazanmışlardır. Bu yönüyle peygamberler tarihine bir göz attığımızda bütün peygamberlerin bir meslek sahibi oldukları ve bu mesleklerle uğraştıkları görülmektedir. Onlar durumlarına göre marangozluk, terzilik, çiftçilik, demircilik, ayakkabıcılık gibi mesleklerle meşgul olmuşlardır.(2)ImagePeygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in bir hadislerinde ifade ettiği gibi hepsinin müşterek olarak yaptıkları iş ise çobanlık olmuştur. Rasûlullah (sav) bunu anlatırken "Allah, davar gütmeyen hiçbir peygamber göndermemiştir." deyince ashab O'na, "Sen de mi ey Allah'ın Peygamberi?" diye sordular. Hz. Peygamber, "Evet, Ben de birkaç kırat karşılığında (ücretle) Mekkeliler hesabına davar güdüyordum." diye cevap vermişti.(3) Bu seçkin şahsiyetlerin farklı mesleklerde çalışmış olmaları, hem onların kendi hayatlarını el emekleriyle kazandıklarını, hem de insanlığın yararına olan her mesleğin değerli ve onurlu olduğuna, ayrıca da dünyaya bakışlarına yani zühd anlayışlarına işaret eder. Bundan dolayı bütün peygamberler vahyin çizdiği çerçeve dahilinde dünya ile olan ilişkilerini sürdürmüşler, bu tarz hayatın nasıllığı hususunda önde gelen ideal temsilcileri olmuşlardır.
Onlardan biri ve sonuncusu olan Hz. Peygamber, her hususta olduğu gibi zühd ve dünyaya bakış konusunda da bize en güzel örnekleri sunmuş, aynı zamanda Mescid-i Nebevî'nin kutlu çatısı altında verdiği doğru ve sağlıklı zühd eğitimiyle de maddeye kul olmayan örnek bir nesil yetiştirmiştir. Bu yönüyle O'nun hayatının zühdle iç içe geçen bir hayat olduğu söylenebilir. Bu itibarla zühd, yüce Allah'ın peygamberlerinin, evliyasının ve O'nu sevenlerin şiarı olarak telakki edilmiştir. Amr b. As şöyle der: "Sizin tuttuğunuz yol, Rasûlullah (sav)'ın yolundan ne kadar da uzak! Şüphesiz O, dünyaya karşı insanların en zahid olanıydı. Siz ise, insanlar içinde O'na en fazla rağbet edenlersiniz!"(4)

Bundan dolayıdır ki; Rasûlullah (sav), Kur'ân'ın öğretileri ve presipleri çercevesindeki örnek konumuyla, her vesileyle dünya hayatının geçiciliğini vurgulamış, dünyaya bağlanmamaya özen göstermiş ve bunun ümmetine tavsiye etmiştir. O'na göre mutlak olarak olmasa da dünya önemsiz olmuş, bu denli önemsiz olduğu için de ona meylettirecek işlerden, davranışlardan ashabını sakındırmış ve mal varlığının meydana getireceği fitneye dikkatleri çekmiştir.(5)  Bu husustaki Allah Rasûlü'nün şu ifadeleri  önemlidir:

"Adem oğlunun bir vadi dolusu malı olsa, mu­hakkak ikinci bir vadinin daha olmasını arzu eder. Ademoğlunun aç gözünü ancak toprak doldurur."(6)

 


“Vallahi, ahiretin yanında dünya, ancak, birinizin şu işaret parmağını denize koyduğu kadarcıktır. Parmağının suyun içinden ne kadarcık bir ıslaklık ile döneceğine bir baksın!” (Müslim, Cennet 55)

"Kul; malım, malım diyor. Halbuki malından ona yalnız üç şey vardır: Yiyip bitirdiği, giyip eskittiği ve (sadaka) verip biriktirdiği. Bunun dışında kendisi gider, malını insanlara terk eder."(7)

"Vallahi, ahiretin yanında dünya, ancak, birinizin şu işaret parmağını denize koyduğu kadarcıktır. Parmağının suyun içinden ne kadarcık bir ıslaklık ile  döneceğine bir baksın!" (8)

 "Adem oğlu büyürken beraberinde şu iki şey de büyür: Mal sevgisi ve uzun ömürlü olma arzusu." (9)

Bir çok anlamı anlamı olan zühd kelimesinin bir anlamı da, dünya ve dünyalık şeylere karşı hırs ve ihtirası terketmektir.(10)İşte bu anlamıyla Hz. Peygamber (sav), insanların en zahididir. O, bu manada zühd hayatını, dünyevi imkanları elde etmek için değil, fakat bunlara pek önem vermediği için tercih etmiştir. Kaynaklarda Rasûl-i Ekrem (sav)'in dünyalık itibariyle zengin olmadığı, aksine fakir denebilecek bir hayat sürdüğüne dair bilgiler mevcuttur. Ancak bu bilgiler tek taraflı ve belli bir döneme mahsus olsa da O'nun fakirliği zorunlu değil, ihtiyari bir fakirlik olmuştur.(11) Çünkü kendisi şehirler ve ülkeler fethetmiş, hesabı tutulamayacak kadar dünya malı elde etmiş olmasına rağmen böyle bir hayat tarzını tercih etmiştir. Bu bağlamda Rasûl-i Ekrem (sav)'in hayatına baktığımızda Hz. Peygamber ve aile fertlerinin bazen üç gün arka arkaya buğday ve arpa ekmeğiyle karınlarını doyurmadıkları, yine birkaç ay evde ocak yanmayıp sadece su ve hurma ile günlerini geçirdikleri, Rasûlullah (sav)'ın masa ve yükseltilmiş sofralarda yemek yemediği, çoğu zaman karnını doyuracak adi bir hurma bile bulamadığı, bir ömür boyu elenmiş un görmediği, ailelerine yetecek kadar rızık ve azık için dua ettiği, dokuz hane olan evlerinin bir ölçek yiyecek bulamadan sabahlayıp akşamladıkları, yatağının, ayakkabısının durumu, Asr-ı Saadet'ten sonraki dönemlerde insanların ne hale gelecekleri, mideden daha tehlikeli bir kap olmadığı ve yemek yeme şeklinin nasıl olması gerektiği, sade hayat sürdürmenin imandan olduğu gibi vb. durumların da olduğunu görmekteyiz. Bunların yanında Hz. Peygamber'in et, süt, tirit vb. yemekler yediği, süslü cübbe giydiği, koku süründüğü, tarak ve ayna kullandığı şeklinde rivayetler(12) de mevcuttur. Damak tadına sahip olan Hz. Peygamber, et konusunda hayvanın kol ve sırt kısmını sevmektedir.(13) Bunları da gözardı etmemek gerekir. Bizzat Hz. Peygamber'in hayatına baktığımızda görürüz ki O, bir peygamber olduğu kadar, bir devlet reisi, bir komutan, bir âbid, bir hakim, bir öğretmen ve aile reisi idi. Eğer bulabilirse yiyecek ve içeceklerin iyi ve güzelini tercih eder, güzel giyinmeyi, güzel koku sürünmeyi severdi. Hz. Peygamber böyle davranmakla, aslında Kur'ân'ın şu emrine uymuş olmaktan başka bir şey yapmıyordu: "Allah'ın sana verdikleriye ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma." (el-Kasas 28/77) (14)

Hz. Peygamber’in hayatının tamamıyla fakirlikle geçmediği, varlıklı olduğu ve bolluk gördüğü zamanlar da olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu noktada O, günümüz açısından da önemli ve uyulması gereken şu hususiyetiyle dikkatlerimizi çekmiştir: Varlıklı olduğu zamanlar elindekileri etrafındaki ihtiyaç sahiplerine vermiştir.

Bütün bunlardan Hz. Peygamber'in hayatının tamamıyla fakirlikle geçmediği, varlıklı olduğu ve bolluk gördüğü zamanlar da olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca  Rasûlullah (sav)'ın maddi refah seviyesini göstermektedir. Ancak bu noktada O, günümüz açısından da önemli ve uyulması gereken şu hususiyetiyle  dikkatlerimizi çekmiştir: Varlıklı olduğu zamanlar elindekilerini etrafındaki ihtiyaç sahiplerine vermiştir. Çünkü etrafında yoksul ve ihtiyaç sahibi insanların sayısı oldukça çok idi. O, böyle bir ortamda mal, mülk, servet, altın ve gümüş biriktiremezdi. Ayrıca O isteseydi maddi açıdan çok rahat ve sıkıntısız bir hayat yaşayabilirdi. Yeryüzünün hazineleri, ülkelerin anahtarlarının O'na verilmesine, önceki peygamberlere helal kılınmayan savaş ganimetleri O'na helal edilmesine, O hayatta iken Hicaz, Yemen ve bütün Arap yarımadası, Irak ve Şam bölgelerinin fethedilmesiyle oralardan elde edilen "Ganimetlerin beşte birinin Allah'a, Rasulü'ne.... ait"(15) olmasına, cizye ve zekatlardan, başka ülkelerin krallarında bile toplanamayacak kadar çok malın toplanıp Rasûlullah (sav)'a getirilmesine rağmen O, bunlardan en küçük bir şeyi kendine almamış, bir dirhem dahi alıkoymaksızın hepsini uygun şekilde sarfetmiş ve onlarla başkalarının ihtiyaçlarını gidermiş ve Müslümanları güçlendirmeyi hedeflemiştir. Bunun da ötesinde Hz. Peygamber, en asgari geçim seviyesinde aile ihtiyaçlarının ötesindeki fazlalıkları hiç bekletmeden daima muhtaçlara ve harp için gerekli silah ve malzeme teminine harcadığından, sene sonunda zekat mükellefi olma gibi bir durumla karşılaşmamıştır. Aslında O'nun yaptığı şey bir bakıma her zaman zekat vermek gibi bir şeydir.(16) Alemlere rahmet olarak gönderilen Rasûl-i Ekrem (sav)'in  hayatında  böyle bir zühd anlayışı hakimdi. Yine Rasûlullah (sav)'ın zühd anlayışında sosyal ve ekonomik hayatın içinde bulunmanın, çalışıp kazanmanın ve insanlara infak etmenin önemli bir yeri vardır. Hz. Peygamber  bu konuda da öncü ve örnek olmuş, infakta bulunmuş, yoksullara yardım etmiş ve her konuda başkalarını yararlandırmak için çaba göstermiştir. Onun sosyal boyutlu bu tutum ve davranışları, nimetleri elde etmeye çalışan kimsenin gösterdiği olumlu bir zahitlik örneğiydi. Hz. Peygamber, bu konumuyla sosyal ve ekonomik hayatın bizzat içerisinde, merkezinde bulunuyordu. O'nun zahidliği, Hint felsefesinden esinlenerek elde edilen mahrumiyet zahidliği değildi. Bu zahidlik, başkaları için çalışıp kazanan kimsenin zahidliğiydi. Kazandıklarının belli bir kısmını hayatını sürdürebilmek ve başkalarının yararına olan çalışmaları devam ettirebilmek için kendi şahsına ayırıyordu. O'nun zahidliği, manastırlara kapanan rahiplerin zahidliğine benzemiyordu. Aksine o, hayatın bütün alanlarında uğraş veriyor ve bu ruhu çevresindeki insanlara aşılamaya çalışıyordu.(17)

Onun sosyal hayatını ilgilendiren günümüz açısından da örnek ve dikkate alınması gereken zühd hayatının belirgin özelliklerini burada  zikretmenin faydası vardır:

 

Dünya malından gözünü gönlünü çeker, ancak herhangi bir günahtan veya hevasının kendisine galip gelmesinden dolayı makam ve mansıptan gönlünü çekemez. Her ne şekilde olursa olsun kul, nefsinin kötü arzularından gönlünü çekerse, bütünüyle dünyadan gönlünü çekmiş olur. İşte bu, insanın nefsine karşı zühd halini elde etmesidir.

1. Hz. Peygamber'in bu hususta üzerinde durduğu en önemli nokta; insanın zahid olmasına engel olan ve kişinin dünyevileşmesinin önemli unsurlardan biri olan dünyevi şeylerin, özellikle de servetin insan psikolojisi üzerindeki etkisine vurgu yapmış olmasıdır. Çünkü fertleri manevi hasletlerini yitirmiş, cimrilik, istiğna ve inkar gibi şeylerle köreltip dünyevileşmiş bir toplumda, fert-toplum, toplum-fert münasebeti ve etkileşmesi sebebiyle dünya hırsı, bencillik ve servetle şımarma ön plana çıkar; özellikle bu menfi sıfatlarda öne çıkan kimseler, toplumu daha bir yozlaşmaya ve çöküşe götürür. Bu noktada Allah yolunda, insanlığın yararına yapılan infakın, insan psikolojisi ve kişiliği üzerinde katkı ve etkileri olduğu gibi, toplumların varlıklarını idamede, sosyal yapılanmaları üzerinde de etkileri vardır. Sosyal dayanışma ve yardımlaşma hem içtimai hayatın kalitesini yükseltir, hem de umumi huzura büyük ölçüde zemin hazırlar. Medeniyetlerin ve milletlerin gerek inşasında, gerekse çöküşünde verme kültürünün (infak) rolü büyüktür.(18) Allah'ın Rasûlü bu hususta da  her zaman öncü olmuştur. Bu bağlamda Hz. Peygamber'in hatırlanması gereken zühdî tavır ve davranışlarından biri de O'nun cömert olması ve cömertliği teşvik etmesidir. Çünkü cömertlik, zahidin sıfatı olarak kabul edilmiş ve zahid olan kimsenin muhakkak cömert olacağı belirtilmiştir.(19)

Rasûlullah (sav) insanların en cömerdi idi ve esen rüzgardan daha cömertti. Abdullah b. Abbas, Hz. Peygamber'in cömertliğini şöyle anlatır: "Allah'ın Rasûlü, insanların en cömerdi ve en iyilik severiydi. Ramazanda Cebrail ile beraber bulunduğu zamanlarda her şeyini verirdi." Cebrail, her ramazan gecesi Rasûlullah (sav)'ın yanına gelir, O'na Kur'ân öğretirdi. Cebrail şöyle derdi: "Allah'ın Rasûlü bereket getiren rüzgarlardan daha cömerttir."(20)

2- Hz. Peygamber'in zahidane yaşayışıyla ilgili olarak mutlak surette hatırlanması lazım gelen özelliği de lüks ve israfa karşı olan tavrıdır. Zaten lüks ve israfı zühdle birlikte düşünmek dahi mümkün değildir. Bu itibarla lüks ve israftan uzak bir yaşantı O'nun hayatı boyu sürdürdüğü bir yaşantı tarzı olmuştur. Bir defasında Rasûlullah (sav) bir sefere çıkmış, Hz. Aişe'yi de evine bırakmıştı. Rasûlullah (sav) seferden döndüğü zaman Hz. Aişe'nin evin tavanını örtülerle süslediğini görmüş, onları çıkartmış ve şöyle buyurmuştur: "Allah bize çamuru ve tuğlayı süslemekle emretmedi." Allah Rasûlü (sav), bir defasında Hz. Aişe'nin kapısında süslü bir perde gördü, onu yırtarak, "Onu her görüşümde dünyayı hatırlıyorum. Onu falan aileye gönder."(21) buyurdu. Buna ilaveten Hz. Peygamber toplumda yer alan insanları; aşırı arzu ve isteklere, şehvetlere karşı uyarmış bunlara nasıl tavır alacakları noktasında telkinlerde bulunmuştur. İnsanlar dünyada var olanlara düşkünlük temayülü içerisinde olabilirler. Mesela, insan dünya malından gönlünü çekebilir, fakat nefsin kötü arzularından gönlünü çekemez. Yine ev-ocak yapmaktan uzak durabilir, fakat giyim kuşam ve yemek konusunda zühd halini elde edemez. Dünya malından gözünü gönlünü çeker, ancak herhangi bir günahtan veya hevasının kendisine galip gelmesinden dolayı makam ve mansıptan gönlünü çekemez. Her ne şekilde olursa olsun kul, nefsinin kötü arzularından gönlünü çekerse, bütünüyle dünyadan gönlünü çekmiş olur. İşte bu, insanın nefsine karşı zühd halini elde etmesidir.

 

O, bazı ashabdan dünya ve nimetlerine tamamen yüz çevirmek suretiyle bu yola meyledenleri ve aşırılığa kaçanları menetmiş, kendisinin beşeri yönünü hatırlatmış ve uyarmış, kendi yaşam tarzının her yönüyle insani bir yaşam tarzı olduğunu göstermiştir.

Hz. Peygamber, çileli ve sıkıntılı hayatına rağmen, bir hadisinde, "Şu dünya caziptir; göz alıcı ve gönül çekicidir, tatlıdır."(22) buyurmuş, bununla da dünya ve dünya nimetlerine karşı herkesin kendisi gibi davranamayacağını belirtmek istemiştir. Ayrıca Müslümanların servet edinmelerine müsaade etmiş, İslam'ın zenginlik ve servet konusunda getirdiği ölçülere uymak şartıyla zenginliği öven sözler söylemiş, zenginliği reddetmemiştir. O, dünyayı tamamen terkedin, elinizde olan malları feda edin diye bir tavsiyede bulunmadığı gibi, Markos ve Luka incillerinde geçen, "Göklerin melekûtu, maneviyat âleminin kapıları zenginlerin yüzlerine kapalıdır"(23)diye de buyurmamıştır. Nitekim bir hadislerinde Hz. Peygamber, "Dürüst ve emin tacir, nebîler, sıddıklar ve şehidlerle beraberdir."(24) buyurmuştur. Diğer bir hadislerinde ise zenginlik hakkında konuşan bir grup sahabeye, "Allah'tan ittika eden kimsenin zengin olmasında bir beis yoktur."(25) diyerek zengin olmaya karşı olmadığını belirtmiştir. O'nun yaptığı "Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler."(26) âyetinde ifade edildiği gibi, mallarının bir kısmını hayra sarfetmeleri hususunda ashabına tavsiyede bulunmaktan ibarettir.

Yine bu noktada Hz. Peygamber bazı sözlerinde dünyayı kötüleyip insanları da dünyanın esaretinden kurtararak Allah'a kul olmaya yönlendirirken dünyadan, maldan el etek çekip münzevi bir hayata girilmesini hedef almıyordu. Aksine mümin meşru sınırlar çercevesinde hem dünya nimetlerinden faydalanacak, hem de toplumdaki vazifelerini yerine getirecektir. Rasûlullah (sav)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilir: "İnsanlarla haşir neşir olup ezalarına katlanan Müslüman, insanlara karışmayıp ezalarına katlanmayan Müslümandan daha hayırlıdır."(27) Şu hadiste de dünya nimetlerine dikkat çekilir: "Nebî (sav) Hz. Ömer'in üzerinde beyaz bir gömlek görür. ‘Bu gömleğin yeni mi eski mi?' diye sorar. Hz. Ömer; ‘eski' der. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) şöyle buyurur: "Yeni giy, çok hamdederek yaşa, şehid olarak öl! Allah sana dünya ve ahirette sevindirecek şeyler nasip etsin."(28), diye dua eder.

Hatta O, bazı ashabdan dünya ve nimetlerine tamamen yüz çevirmek suretiyle bu yola meyledenleri ve aşırılığa kaçanları menetmiş, kendisinin beşeri yönünü hatırlatmış ve uyarmış, kendi yaşam tarzının her yönüyle insani bir yaşam tarzı olduğunu göstermiştir. Yaşadığı hayat itibariyle dünya karşısında takınılması gereken tavrın nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Nitekim yukarıda da belirtildiği gibi O, "Uhud dağı kadar altınım olsa üç günden fazla saklamazdım."(29) diyerek hayatı boyunca dünyalığa önem vermediğini ortaya koymuş, hatta vefatından sonra birkaç şahsi eşyasından ve çok az miktarda maldan başka bir şey bırakmamış olmasına rağmen, Hz. Peygamber de hayatın içinde bulunarak herkes gibi yemiş, içmiş, uyumuş, dinlenmiş, yürümüş, evlenip çoluk çocuk sahibi olmuş, ordular sevketmiş, savaşlar yapmış, elçiler göndermiş, elçiler kabul etmiş, dünyanın imar ve tanziminin içinde bulunmuş, hülasa deve çobanlığından peygamberliğe varıncaya kadar beşerî hayatın her safhasını yaşamıştır. Bu özelliklerinden dolayı Hz. Peygamber , bedevi bir toplumdan, dünyanın en medeni ve en insancıl toplumunu meydana getirmiştir.

ImageBöylece O, Müslümanı yaşanan hayattan çekmek değil, bütün yönleriyle yaşanan hayatın içine sokmak istemiş, hayatı ve insanları ıslah etmeyi emretmiştir. Müslümanın dünyadan el etek çekmesi olan ruhbanlığı da şiddetle reddetmiştir.(30)İslam dininde dünyadan el etek çekmek olmadığını, bir Müslümanın mubah ve meşru bütün dünya zevklerinden istifade edebileceğini söylemiştir. Hatta bu meyanda, "İslam'ın ruhbanlığı cihaddır."(31) buyurmuş, dünyayı ihmal etmemeyi hatırlatmış, insanları çalışmaya, yeryüzünün imar ve ıslahına katkıda bulunmalarını tavsiye ve teşvik etmiştir.

Bizim Peygamberimiz, bütün diğer peygamberler gibi elinin emeği ile geçinen, insanların eline bakmayan, işini iyi yapan ve ölüm döşeğinde dahi işini bırakmayan bir peygamberdir. Peygamber olmadan önce çobanlık yapan Hz. Muhammed (sav), aynı zamanda iyi bir tüccardı. Hem de Mekke dışına gidip gelen uluslararası bir tacirdi. O, altmış üç yıllık hayatını dolu dolu geçirmiş bir insandır. Bu sınırlı ömründe O, ne insanların haklarını görmezden gelmiş ve ne de yüce yaratıcıya karşı görevlerini aksatmıştır. Gecesini gündüzünü insanlığın kurtuluşuna adamış bir güzel insandı Peygamberimiz. O, ömrünün son anlarında Suriye taraflarına göndermek üzere bir ordu hazırlamış ve ölüm döşeğinde O ordunun yola çıkıp çıkmadığını sormuştu. Ve O, bu plan ve programları düşünürken dünyasını değiştirdi.

Meseleye günümüz açısından bakıldığında; bütün insanlık ve özel anlamda biz Müslümanların Hz. Peygamber'in, ashabı ve tabiîn adı verilen ilk nesillerin, yani salih selefimizin zühd ve dünya anlayışına yeniden dönme ihtiyacı vardır. Bu gerçekleştiği takdirde Kur'ân'ı yorumlayıp örnek bir hayat tarzı olarak pratiğe aktaran Hz. Peygamber'in, bizzat eğittiği bu zihinlerin taşıdığı dinamikler; toplumları, modern insan zihninin çizdiği ufuklara da ulaştıracak, insanlığın ileri gitmesini sağlayan her yeni teknolojiyi inancının bereketiyle içselleştirme mümkün olacaktır. İlk dönemlerin nezih zühd anlayışına ulaşılabilirse, bu zihinlerin terbiye ettiği insan zihni ve ruhu; sadece toplumun maddi refahına değil, lüzümsuz harcamaların ve büyük israfların da ortadan kalkmasına katkı sağlayacaktır. Zira kulluk bilinci bunu gerektirir.(32)

Modern dünyada yaşayan birey olarak; Sevgili Peygamberimiz'in hayatında tezahürleri görüldüğü üzere zühd anlayışımız, ‘taparcasına mala bağlanmamak, her türlü lüks ve israftan uzak, hoş, temiz, rahat bir şekilde Allah'a kulluk görevlerini yerine getirebilecek siyasal, sosyal ve ekonomik ortam hazırlamak için çaba harcamak; sadece kendisi için değil, toplumu için yaşamak, toplumunu kendine tercih etmek, devletin malını kullanırken bütün Müslümanları gözönünde bulundurarak harcamalarda bulunmak, helal kazanmak, helal harcamak, tüm haramlardan kaçınmak, malını Allah yolunda seve seve harcamak, İslam'ın sosyal güvenlik emirlerini bütünüyle yerine getirmek, iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, Allah yolunda mal ve canı ile cihad etmek; özet olarak İslam'ı, dünyadan ve toplumdan sıyrılarak değil, dünya hayatının ve toplumun içinde yaşamaya çalışmak'(33) şeklinde olmalıdır.


1) eş-Şuara 26/109, 127, 145, 164- 180.

2) el-Enbiya 21/80; el-Müminun 23/27; el-Kasas 28/26-27.

3) Buharî, İcâre, 2; İbn Mace, Ticarat, 5.

4) Hâkim, el-Mustedrek, IV, 315.

5) Abdullah Aydınlı, Tasavvuf ve Hadis, s. 38.

6) Buhârî, Rikâk, 10; Müslim, Zekat, 116; Darimi, Rikak, 62.

7) Müslim, Zühd ve Rekâik, 4.

8) Müslim, Cennet 55.

9) Buharî, Rikak, 5.

10) İbn Manzûr, Lisânu`l-Arab, III, 196-197

11) Bkz. Elmalılı, Hak Dini, IX, 280-81.

12) Bkz. Buharî, Tefsir, Sûre (17), 5; Tirmizî, Kıyâme, 10; İbn Mace, Et'ime, 28; Musned, I, 204-205

13) İbn Mace, Et`ime, 28.

14) M. Hayri Kırbaşoğlu, Sünnetten Çağa Elli İki Mesaj, s. 46.

15) Bkz.el-Enfal 8/41.

16) Celal Yeniçeri, Asr-ı Saadet`te Hz.Peygamber`in ve Ailesinin Geçimi, I, 334.

17) Muhammed Ebû Zehra, Son Peygamber Hazret-i Muhammed, I, 318, 319.

18) Bkz. Yunus Ekin, İslam`da, Dünya - Ahiret Dengesi Açısından İnfakın Önemi, www.yenuumit.com

19) Bkz. Ebû Talib el-Mekkî, Kûtu`l-Kulûb, I, 251.

20) Müslim, Fezâil, 50.

21) Müslim, Libâs, 87.

22) Buharî, Cihad 37; Tirmizî, Fiten, 26; Zuhd, 41.

23) Markos 10/23; Luka 18/24.

24) Tirmizî, Buyû

25) İbn Mace, Ticarat, 1.

26) el-Bakara 2/3.

27) Tirmizî, Sıfatu`l-Kıyâme, 55.

28) Musned, II, 89; İbn Mace, Libâs, 2.

29) Buharî, Zekat, 4; Müslim, Zekat, 10.

30) Darimî, Nikah, 3; Musned, V, 226, VI, 226.

31) Musned, III, 82, 266.

32) Muhittin Uysal, Tasavvuf Kültüründe Hadis, s. 373.

33) Y. Vehbi Yavuz, Çalışma Hayatı ve İslam, İstanbul 1992, s. 150-151.

Yorumlar

Hiç yorum eklenmemiş. Tıkla ! İlk ekleyen sen ol ...

İlgili Başlıklar

Arşiv Arama

İlhamın Mihrabında

Bazen zayıf, zalim olur
Ye’s ile su’-i zandan za’f-ı kalb neş’et eder.

Sername

Siyasalın İhlası
Bu denemenin ilgilendiği alan, özellikle dinî cemaatleşmelerin iktidar unsurlarıyla ilişkilenme tarzından türeyen siyasallığın ihlasının nasıllığıdır.

En Çok Okunanlar

Yorum Platformu

Ubeyd Kudat
Münazarat Penceresinden Devlet

İktibas

Sizden Gelenler

 

Tüm hakları saklıdır 2013 ®
Kaynak gösterilmeden ve izinsiz alıntı yapılamaz.

Yazılım : Networkbil.net